• HOME
  • HAYAT
  • OKUMALAR
  • DİNLEMELER
  • İZLEMELER
  • HAKKINDA
19 Oca 2009
0

Velev ki etnik simge olsun

by Erdal Kaplanseren

2007 SONBAHARINDAN beri pek çok Avrupa şehrinde bizim “puşi” dediğimiz giyim aksesuarları moda. Özellikle gençlerin boynunda görmek mümkün. Kimi tamamen boynuna doluyor, kimi kaşkol gibi sarıyor, bazısı da öylece asıyor. Sokak modasının önemli bir parçası haline geldi. Gri, yeşil, mavi, pembe gibi hoş renkleri var. Kumaşı da geleneksel puşiler gibi kalın değil. Ülkemize bu moda sonbaharda geldi. Fakat pek tutmadı. Halbuki özellikle Güney Doğu Anadolu, Güney ve Güney Batı illerinde yerel halk tarafından yaygın olarak kullanılıyor. Ege’de de çiftçilerin kullandığını biliyorum. Toplumumuza yabancı değil yani. Eylül 2008′den itibaren bir heyecan oluştu aslında, sıkı bir moda akımı başlayacak izlenmine kapılmıştım. Fakat hiç de beklediğim gibi olmadı.
Aklıma bir senaryo geliyordu ama “yok canım, o kadar da değil” diyerek aklımdan çıkartıyordum. Çevremden örnekler gördükçe ve kendim de yaşadıkça, ilk şüphemin ne kadar da yerinde olduğunu fark ettim. Konu tamamen “etnik simge” meselesiydi. Arap’ların ve Kürt’lerin simge haline geçmiş giysisi puşi, toplumsal tavrın ne olduğunu görmek için iyi bir araç haline gelmiş oldu.
Şimdiye kadar hiç yolda çevrilip kimlik kontrolünden geçmemiştim. Elbette gayet doğal, güvenlik için lazım. Fakat dikkat ettim, son aylarda iki defa yolda yürürken durduruldum ve kimliğim soruldu. İkisinde de boynumda grili siyahlı puşim vardı. Beşiktaş’ın merkezinde ve İstiklal Caddesi’nde oldu bu. Puşiyle bağlantısını o sırada anlamamıştım. Birkaç kişinin daha benzer deneyimleri olması sonrasında “evet ya” dedim.
Puşinin bir etnik simge olarak görülmesi ve puşi takanların da otomatik olarak şüpheli sayılması son derece enteresan bir tezin kapılarını aralıyor. Bu giyim aksesuarını salt etnik simge olarak kabul etmek büyük bir yanılgı. Orta Doğu’da İsrail’in başlattığı işgale karşı gelişen İntifada direnişinin de en önemli simgelerinden biri.
Bu aksesuarın Avrupa’daki yansıması da, ülkemizin güneyindeki kullanımından değil, tamamen Arap kültürünün etkisinden geliyor. Avrupa’nın güneyinde yoğunluk gösteren ve orta ile kuzey ülkelerinde önemli derecede varlık oluşturan Arap halkının kıta kültürüne katkılarından biri. Orta Doğu’da İsrail işgaline karşı direnişin simgesi olan puşi, incelip renklenerek Avrupa’ya bir moda akımı olarak gidiyor, Avrupa’dan ülkemize geldiğinde ise durumlar değişiyor.
Emin olun Nişantaşı’ndaki mağazalardan bu giyim aksesuarını alanların aklından ne Filistin, ne de güney illerimizin sıcağından başlarını korumaya çalışan taşra insanımız geçiyor. Şehir insanı için bir yeni moda akımından ibaret. Kızlar için bir şal, erkekler için kaşkol. Buna rağmen hâlâ büyük çoğunluk için bir etnik simge. Üstelik kötü bir etnik simge.
Ekşi Sözlük’te “puşi” başlığına bakınca, bir entry dikkatimi çekti. Şöyle diyor son paragrafta yazar: “İstiklal caddesinin olağan kimlik kontrollerine şimdiye kadar hiç takılmayan ben, puşimi başıma sarmaya başladıktan sonra sık sık durdurulur oldum. İşin acı ama acı olduğu kadar da gerçekleri ortaya koyan yönü ise, kimliğimde İstanbul doğumlu Trabzon kökenli bir vatandaş olduğumu gören polisin surat ifadesinin değişmesi. Hatta birinin hiç esef duymadan ‘pardon birader trabzonluymuşsun devam et sen’ gibi bir lafı, telefonla TC kimlik numaramı bildirip sicilimi öğrenmeden söyleyebilmesidir.”
Herkes istediği amaçla kullanabilir. Güneşten veya soğuktan korunmak için, filistin’deki direnişe olan gönül bağından veya sadece yakıştığı için…
Öteden beri atkı ve fular kullanmayı çok seviyorum. Ben geçen kış üst üste birkaç Avrupa şehrinde gençlerin boynunda görünce heveslendim. Renkleri de Beşiktaşlılığımdan. Kullanmaya devam ediyorum. Birkaç arkadaşım da şaka yollu takılmışlardı bana.
Ülkemiz önyargı cenneti. Ve önyargıların oluşması için hiç de öyle yüzyıllar gerekmiyor. Birkaç gün, birkaç hafta, en fazla birkaç ay yeterli. Bakarsınız puşi bu seneyi teyet geçer ve önümüzdeki sonbaharda moda olur. Önyargı takvimine bakmak lazım.

Bu blog’da, ben Erdal Kaplanseren’in hayatına konuk olacaksınız. Belki de ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, solda akmakta olan yazılara tıklayıp açmak ve diğerleri için kategorileri veya en alttaki sayfa numaralarını tıklayarak hayata, insanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar.
İyi eğlenceler…

Son Yazılar

Şövalyelerin kanı mavi akar
Mayıs 13, 2012
Hemzemin
Nisan 29, 2012
Bazı aşklar geldikleri gibi giderler
Nisan 27, 2012
Bir ömre kaç yalnızlık sığar?
Nisan 13, 2012
Hayat yaşayabildiğin kadardır
Nisan 9, 2012
Paramparça
Nisan 4, 2012
Tedavülden kalkmış hayaller albümü
Nisan 3, 2012
Koku
Nisan 2, 2012
Fil sezgisi
Nisan 2, 2012
Sarılma mesafesi
Mart 29, 2012

Popüler Yazılar

Daha dün, yirmi yaşındaydım
10 Comments
Babadan harçlık almak
6 Comments
Hayat yaşayabildiğin kadardır
5 Comments
Özel hayattan insan silmek
4 Comments
Bir çocukta bir kadın hayaleti
4 Comments
Yeni evde ilk gece
4 Comments
Yarısı içilmiş bir ufak rakı
4 Comments
Bir kitabı yeniden yazmak
4 Comments
Bir çiçek dükkanım olsa
4 Comments
Su başında durmuşuz çınarla ben
3 Comments

Popüler Yazılar

Daha dün, yirmi yaşındaydım
10 Comments
Babadan harçlık almak
6 Comments
Hayat yaşayabildiğin kadardır
5 Comments
Özel hayattan insan silmek
4 Comments
Bir çocukta bir kadın hayaleti
4 Comments

Son Yazılar

Şövalyelerin kanı mavi akar
Mayıs 13, 2012
Hemzemin
Nisan 29, 2012
Bazı aşklar geldikleri gibi giderler
Nisan 27, 2012
Bir ömre kaç yalnızlık sığar?
Nisan 13, 2012
Hayat yaşayabildiğin kadardır
Nisan 9, 2012

Son Yorumlar

  • Bazı aşklar geldikleri gibi giderler için ayşenur yalçınkaya
  • Hayat yaşayabildiğin kadardır için Cem Kafadar
  • Bir ömre kaç yalnızlık sığar? için serap aydın
  • Bir ömre kaç yalnızlık sığar? için Erdal Kaplanseren
  • Hayat yaşayabildiğin kadardır için Erdal Kaplanseren

Kategoriler

  • DİNLEMELER
  • HAYAT
  • İZLEMELER
  • OKUMALAR
© Copyright 2012, Erdal Kaplanseren