Arkadaşımla sohbet ederken, konu bir ortak tanıdıktan açıldı, ondan nefret ettiğini söyledi. Ben de arkadaşıma “senin hayatında önemli bir yeri var öyleyse” dedim. Çünkü nefret duyguların şahıdır. Bir insandan nefret etmek, onu hayatının epeyce mühim bir köşesine koymak anlamına geliyor. “Aşk”la karşılaştırmak mümkün. Pek çok zaman birbirlerine bağlanabiliyorlar. Veya bir arada yaşadıkları da oluyor. Bununla birlikte, nefret bence aşktan daha “koyu” bir duygudur. Murathan Mungan’ın “7 Kapılı 40 Oda” kitabında Kan Kalesi adlı hikayeyi okuyanlar, nefretin nasıl derin ve mühim bir his olduğunu hatırlayacaktır. (more…)
MURATHAN MUNGAN, şiirine her kitabında ve devrinde bakım yapabilmiş bir şair. çok fark edilmese de, “eteğimdeki taşlar” adlı şiir kitabıyla okurlarına çok değerli bir hediye sunmuştu birkaç sene evvel. çünkü şimdiye kadar -derleme kitaplar hariç- böylesi kalın bir şiir kitabı yayımlamamıştı. içinde bir ömür var. okuduktan sonra anladım ki, Murathan Mungan bize bölünmüşlüğünü, belki de şiir gezegenindeki mevsimlerini özetliyordu bu kitapta. dinginliği, deliliği, aşkı ve nefreti gösteriyor bu şiirler.
(more…)
Murathan Mugan’ın en güzel şiiri hangisidir diye bana sorulursa vereceğim cevap Diyalektik Mutsuzluklar olur. Bu şiir ilk olarak Murathan 95 kitabında yer almıştı. Sonralıkla, şairin “Doğduğum Yüzyıla Veda” adlı seçme şiirinlerden oluşan kitabında da yer aldı ve bu kitap Murathan’ın daha meşhur olduğu bir dönemde çıktığından epeyce tanındı.
90′ların başlarından bu yana Murathan Mungan okuyorum ve sanırım bu şiir kadar beni büsbütün etkileyebilmiş bir başka eseri yok. Her sözcüğü, her satırı, her dizesiyle buz gibi bir rüzgarın yüzü yakması gibi bir keskinlikte… Sanki bu şiir, soğuk iklimlerin şiiri. Ama ben bu şiiri en çok, bir Ağustos sıcağında okudum. Eskişehir treninde. Yemekli vagonun en boş masasında. Sayısız bira şişesinin iniş yaptığı uçak pisti gibi bir masada. Murathan 95′in saman sarısı sayfalarından birinde. Bira şişeleri, patates kızartması, camel sigarası ve Murathan 95…
Bazı şiirler, ilk okuyuşumuzda hayatımıza yayılacaklarını, ömrümüze bedelleneceklerini belli ederler. Bu şiir, daha ilk dizesinde ele veriyordu kendisini. “Bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı”…
Diyalektik mutsuzluklar sessiz bir içekapanıklıktan, munis bir kendibaşınalıktan, soğuk bir evden bahsediyor. Galiba sadece sarılmalarla ısınabilecek bir ev. Bir insana, bir kediye, bir kitaba sarılarak ısınabilir insan.
Biliyorum bulmak neredeyse imkansız, ama Murathan 95′i edinebilirseniz okuyun. Aslında bu kitap okunacak bir kitap değil. İçinde yaşanacak bir kitap. İnsanın sarılarak okuyabileceği bir kitap. Mısır Çarşısı’na benzetiyorum ben Murathan 95′i. Binlerce renk, binlerce koku, binlerce ses var içinde.
diyalektik mutsuzluklar
bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı
ellerinde rüzgârın taşınmaz çamurları var
köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan
inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar
gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras
almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu
biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz
ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi
terk edilmek korkusu
susarsın bir silahsızlanma akşamı
susarsın dudaklarında ıslıklar kanar
öpülmez dudakların ıslık yarası
mavzerdir dokunmalarım kirvem bilirsin
öpemem, öpersem tekmil bir aşiret tragedyası
hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin
sonra derler haklıdır sevdası
geç olur ki artık onarmaz rakılar
geç olur bir yaraya rakının dağılması
sen denize sırtını dönen uykusuz dağlı,
gemiler nerde (ki çoğu hüviyetidir melankolinin)
nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini)
barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm
nasıl taşıdım bunca yıl delirmiş saçlarında
o eski şark yelini
biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır
dokunmasam eşkıya uykusuzluğu çetin silahlar gibi.
Şubat 1979