Teknolojiye, iletişime, gazeteciliğe ve hayata dair notlar…
Yaş ilerledikçe, insandaki maddi etkisi manevi etkiye dönüşen bir ilişki bu. Çocukluk döneminde tek gelir kaynağımız, babanızdan veya annemizden düzenli olarak aldığımız harçlıktı. Ulaşım, yeme-içme ve benzeri ıvır zıvır harcamalarınızı bu parayla karşılardık. Bazı çocuklar, bu düzenli harçlıklarından artırarak biriktirir, sonrasında hayırlı bir iş için kullanırlardı. Hep özenmiştim onlara. Hâlâ da özenirim, ne yalan söyleyeyim.YAŞ ALDIKÇA şehirlere olan düşkünlüğüm, onlara yüklediğim anlamlar artıyor. Eh, yeni şehirler tanımanın da bunda etkisi var muhakkak. O şehirde ne kadar vakit geçirdiğimin de çok önemi yok üstelik. Bir şehri özlemek… O şehrin sokaklarına ne kadar anı serpiştirdiğim, ne kadar fotoğrafını kaydettiğim, ne kadar yüzle yüzleştiğimle ilgili bir şey…
Şimdi sizlere özlediğim şehirlerden bahsedeceğim kısa kısa. en yakınımdaki iki şehirle başlayacağım. Sonraki yazılarımda uzak şehirleri yazacağım. O şehirlerin aklımda bıraktığı tortuları, ruhumun pasajlarındaki tozlu sinema salonlarının yankılı sahnelerini anlatacağım.
paris’in göğünün altında… sinir bozucu biçimde düz bir alan üzerine kurulu şehirlerin böyle bir haleti ruhiyesi vardır. o şehirdeyken, göğünün altında hapis gibisinizdir. her yer gökyüzüdür.
paris işte böyle bir şehir. tıpkı berlin gibi, amsterdam gibi, izmir gibi, londra gibi, prag gibi, budapeşte gibi, barselona gibi eskişehir gibi… ama istanbul hiç öyle değil. lizbon da öyle değil. ve daha pek çok güzel şehir öyle değil. (more…)