Yazmış bulundum…


Bir kitabı yeniden yazmak

Jul 5, 2010 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Küçük Detaylar, Mevzu

Az önce, geçen hafta bir sahaftan sipariş ettiğim Edip Cansever kitabı geldi. Mümkün olduğunca eski basımları sahaflardan topluyorum. Cansever’in pek çok kitabının ilk basımlarını edindim. Fotoğrafta gördüğünüz kitap, toplu şiirlerden Yerçekimli Karanfil’in giriş sayfası. Fotoğrafta gördüğünüz notla karşılaştığımda yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Hemen sonrasında, mutluluk yerini derin bir hüzne bıraktı. Gördüğünüz sayfanın öncesinde, Buket’in soyadı ve şehri de yazıyor. İnternet sayesinde kendisini bulmam çok kolay oldu. Bilmiyorum, belki haber veririm, belki vermem.
Bir kitabı güzelleştirmek istiyorsanız, giriş sayfasına kendinize göre notlar alın. Bir gün o kitap hiç tanımadığınız bir insanın eline geçtiğinde, o notların nasıl işe yarayacağını bilemezsiniz.

Sahaftan kitap almaya ilk gençlik yıllarımda başladım. “Okunmuş” sayfaların enerjisine inanıyorum. Üstelik sayfaların ve kapağın biraz yıpranmış olması, üzerinde anılar olduğunu hatırlatıyor bana. Bir kitabın sırtındaki kırışıklar, insanın yüzündeki kırışıklar gibi, yaşanmışlığının izleri onlar.
Köşeleri eprimiş sayfalarda altı çizilmiş satırlar, kenarlara alınan küçük notlar ve en önemlisi ilk sayfalara kazınan o hayat hikayeleri… Şimdiye kadar sahaflardan yüzlerce kitap aldım. Bir kısmını yine atmosfere dahil ettim, başkaları aynı tatları alsın diye.
Ömrümün geçen 15 yılında, böyle içinde hikayeler yazılmış, sayfalarının arasında mektuplar unutulmuş -belki de bırakılmış!- pek çok kitap geçti elime. Bunlardan 5 tanesini, ilk sahiplerine ulaştırdım. İnternet yokken insanları isimleriyle bulmak gerçekten çok zordu. Kitap girişine yazılan notların altına isim ve şehir bilgisi yazanlardan bazılarına ulaşabildim.

19 yaşımdaydım. İlk bulduğum kişi, İstanbul Fatih’te oturan bir genç kızdı. Yine bir Edip Cansever kitabıyla karşıma çıktı. O kitabın sayfalarına karaladıkları bana o kadar dokunmuştu ki, yıllar sonra, o notları görmekten mutlu olur diye düşünmüştüm. Sık rastlanmayan bir isim-soyada sahip olduğu için kısa süre içinde adresini bulabildim (babamın iş sebebiyle fatih’teki iyi bağlantılarının da katkısı oldu bunda). Kitabın üzerindeki tarihten ve notlardan çıkardığım kadarıyla, Demet’in yaşı benden epeyce büyük olmalıydı.

Kitabı çantama koyup evlerinin yolunu tuttum sıcak bir yaz akşamüstüsünde. 19 yaşımdaydım. Üç katlı bir apartmanın giriş katında oturuyorlardı. Zili çaldım, duyan olmadı. Kapıyı elimle tıklattım birkaç defa, yaşlı bir adam ağır ağır açtı büyük ahşap kapıyı. Kibarca özetleyerek anlattım, “Demet hanımı arıyorum, çünkü onun yıllar önce okuduğu ve notlar aldığı bir kitap elime geçti. Belki almak ister. Çok güzel notlar almış sayfalarına” diye konuştum. Yaşlı adam hiçbir şey söylemeden yüzüme bakıyorken, inandırmak için çantamdan kitabı çıkarıp gösterdim. Adam kitabı aldı. Sayfalarını çevirdi. Boynuna asılı duran okuma gözlüğünü taktı elleri titreyerek. Okudu ve sayfaları çevirdi. Sayfaları çevirdi ve okudu.
Hüngür hüngür ağlayarak, acı içinde titreyerek bana sarıldı. Şimdiye kadar birinin bana bu kadar sıkı sarıldığını hatırlamıyorum. Demet, kitapta yazan tarihten birkaç sene sonra ölmüştü. Yani benim oraya gitmemden bir 10 yıl önce filan. Benim o günkü yaşlarımda ölmüştü Demet. Hikayesini uzun uzun anlatmadı, öğrenmek de istemiyordum. Fotoğrafını görmek isteyip istemediğimi sordu. Bunu yapamazdım. Onun hikayesini daha fazla öğrenmek, fotoğraflarındaki bakışları görmek acımı artırmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Kitabı babasında bıraktım. Oradan yürüyerek Sirkeci’ye, oradan da Sarayburnu’na gittim. Bir müddet kayalıkların üstünde oturup denizi seyrettim.

Bunun gibi 6 hikaye daha var. Birkaçında kitabı ilk sahiplerine ulaştırdım. Diğerlerinde ise teşekkür ederek, kitabın bende kalmasından daha mutlu olacaklarını söylediler.

Ne zaman sahaftan bir kitap alsam, hep aklıma Fatih’teki badanası dökülmüş o ev, o evde hastalanıp ölen Demet ve kapıda bana sarılan babası geliyor. Ben Demet’in notlarını okumuştum, altını çizdiği satırları… Babası o gün bana değil, 10 yıl önce yitirdiği genç kızına sarılmıştı.

Bir şair ne zaman ölür?

Apr 5, 2010 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Mevzu
Bir şair ne zaman ölür? Şairler ve şiirseverler arasında sıklıkla konu olan bir sorudur. Cevabı bilinmez. Belki de sadece şairin kendisi bilir bu sorunun cevabını.
Şairlerin son dönem şiirlerine bakılacak olursa, ölümün ağırlığı hissedilir. Cemal Süreya’nın, Edip Cansever için söylediği bir söz vardır şiirinde, “fazla şiirden öldü Edip Cansever” diye. Ne var ki Nazım Hikmet aşktan ölmüştür. Doktoru Nazım’a “aşkın peşinden gidersen 4 yıl yaşarsın, sakin bir hayat sürersen çok daha uzun” demişti tedavi sürecinde. Nazım Hikmet, Vera’nın saman sarısı saçlarını tercih etti. 3 yıl sonra da öldü.
Şairlerin zamanı farklı çalışır. Her bir günü gece ve gündüz olarak iki defa yaşarlar. Bu yüzden, Nazım Hikmet 100 yaşının üzerindeydi öldüğünde; Edip Bey de, Cemal Abi de, Turgut Uyar da…
(Bu yazıyı gelecekte çok daha uzun ve kapsamlı yazmak üzere blog’uma yerleştiriyorum. Bu konu çok daha fazlasını hak ediyor.)

Cemal Süreya’nın gözleri

Nov 5, 2008 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Okumalar

cemal süreya’dan bahsedildiğinde, güzel aşk şiirleri yazdığı söylenir. bana kalırsa cemal süreya aşk şiiri değil, âşık şiirleri yazmıştır. şiirinde aştan ziyade âşıktan, âşıklardan bahseder. derim ki, aşkı anlatmanın en güzel yolu, âşığı anlatmaktır. cemal süreya ile ilgili çok şey anlatılabilir. zira çok zengin, renkli, curcunalı bir hayat sürmüş bir abimiz. bazı insanlara, arada ne kadar büyük saygı-hürmet denizleri olsa da, “abi” diyebilmek bambaşka bir samimiyetin eseridir. (more…)

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç

Oct 28, 2008 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Okumalar
bana kalırsa ikinci yeni’nin üç asından (diğerleri cemal süreya ve turgut uyar’dır) en karmaşık ve en az anlaşılmış şairi edip cansever’dir. şimdi biliyorum yeri değil, bu yüzden detayına girmeyeceğim. fakat neden böyle dediğimi merak ediyorsanız bu şairimizin yaşam hikayesine bir bakın internetten. sonra da “ben ruhi bey nasılım” şiirini okuyun. bana hak vereceksiniz. (more…)

Sorunuzu aşağıdaki kutuya yazın, Formspring.me’den cevap yazayım

BlogKüme