Blog

Archive - November 2000

05.07 20104

Bir kitabı yeniden yazmak

By: Erdal Kaplanseren Categories:Mevzu

Az önce, geçen hafta bir sahaftan sipariş ettiğim Edip Cansever kitabı geldi. Mümkün olduğunca eski basımları sahaflardan topluyorum. Cansever'in pek çok kitabının ilk basımlarını edindim. Fotoğrafta gördüğünüz kitap, toplu şiirlerden Yerçekimli Karanfil'in giriş sayfası. Fotoğrafta gördüğünüz notla karşılaştığımda yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Hemen sonrasında, mutluluk yerini derin bir hüzne bıraktı. Gördüğünüz sayfanın öncesinde, Buket'in soyadı ve şehri de yazıyor. İnternet sayesinde kendisini bulmam çok kolay oldu. Bilmiyorum, belki haber veririm, belki vermem. Bir kitabı güzelleştirmek istiyorsanız, giriş sayfasına kendinize göre notlar alın. Bir gün o kitap hiç tanımadığınız bir insanın eline geçtiğinde, o notların nasıl işe yarayacağını bilemezsiniz. Sahaftan kitap almaya ilk gençlik yıllarımda başladım. "Okunmuş" sayfaların enerjisine inanıyorum. Üstelik sayfaların ve kapağın biraz yıpranmış olması, üzerinde anılar olduğunu hatırlatıyor bana. Bir kitabın sırtındaki kırışıklar, insanın yüzündeki kırışıklar gibi, yaşanmışlığının izleri onlar. Köşeleri eprimiş sayfalarda altı çizilmiş satırlar, kenarlara alınan küçük notlar ve en önemlisi ilk sayfalara kazınan o hayat hikayeleri... Şimdiye kadar sahaflardan yüzlerce kitap aldım. Bir kısmını yine atmosfere dahil ettim, başkaları aynı tatları alsın diye. Ömrümün geçen 15 yılında, böyle içinde hikayeler yazılmış, sayfalarının arasında mektuplar unutulmuş -belki de bırakılmış!- pek çok kitap geçti elime. Bunlardan 5 tanesini, ilk sahiplerine ulaştırdım. İnternet yokken insanları isimleriyle bulmak gerçekten çok zordu. Kitap girişine yazılan notların altına isim ve şehir bilgisi yazanlardan bazılarına ulaşabildim.  

read more
05.04 20101

Bir şair ne zaman ölür?

By: Erdal Kaplanseren Categories:Mevzu

Bir şair ne zaman ölür? Şairler ve şiirseverler arasında sıklıkla konu olan bir sorudur. Cevabı bilinmez. Belki de sadece şairin kendisi bilir bu sorunun cevabını.
Şairlerin son dönem şiirlerine bakılacak olursa, ölümün ağırlığı hissedilir. Cemal Süreya'nın, Edip Cansever için söylediği bir söz vardır şiirinde, "fazla şiirden öldü Edip Cansever" diye. Ne var ki Nazım Hikmet aşktan ölmüştür. Doktoru Nazım'a "aşkın peşinden gidersen 4 yıl yaşarsın, sakin bir hayat sürersen çok daha uzun" demişti tedavi sürecinde. Nazım Hikmet, Vera'nın saman sarısı saçlarını tercih etti. 3 yıl sonra da öldü.
Şairlerin zamanı farklı çalışır. Her bir günü gece ve gündüz olarak iki defa yaşarlar. Bu yüzden, Nazım Hikmet 100 yaşının üzerindeydi öldüğünde; Edip Bey de, Cemal Abi de, Turgut Uyar da...
(Bu yazıyı gelecekte çok daha uzun ve kapsamlı yazmak üzere blog'uma yerleştiriyorum. Bu konu çok daha fazlasını hak ediyor.)

read more
05.11 20080

Cemal Süreya’nın gözleri

cemal süreya'dan bahsedildiğinde, güzel aşk şiirleri yazdığı söylenir. bana kalırsa cemal süreya aşk şiiri değil, âşık şiirleri yazmıştır. şiirinde aştan ziyade âşıktan, âşıklardan bahseder. derim ki, aşkı anlatmanın en güzel yolu, âşığı anlatmaktır. cemal süreya ile ilgili çok şey anlatılabilir. zira çok zengin, renkli, curcunalı bir hayat sürmüş bir abimiz. bazı insanlara, arada ne kadar büyük saygı-hürmet denizleri olsa da, "abi" diyebilmek bambaşka bir samimiyetin eseridir.  

read more
28.10 20081

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç

bana kalırsa ikinci yeni'nin üç asından (diğerleri cemal süreya ve turgut uyar'dır) en karmaşık ve en az anlaşılmış şairi edip cansever'dir. şimdi biliyorum yeri değil, bu yüzden detayına girmeyeceğim. fakat neden böyle dediğimi merak ediyorsanız bu şairimizin yaşam hikayesine bir bakın internetten. sonra da "ben ruhi bey nasılım" şiirini okuyun. bana hak vereceksiniz.  

read more

    San Fran.

    20:15

    Istanbul

    22:15