Teknolojiye, iletişime, gazeteciliğe ve hayata dair notlar…
Gece başınızı yastığa koyarsınız. Tek başınasınızdır. Her şeyden uzakta. Çok uzakta. Bir yabancısınızdır bulunduğunuz yerde.
Kimseyle konuşmak, kimseyi dinlemek istemezsiniz. Erkenden yatağa girersiniz. Hava yeni kararmıştır. Erkendir uyumak için. Müzik çaların kulaklığını takarsınız.
Ve her akşam yaptığınız gibi, Fuad’ı bıkmadan, usanmadan, hep aynı hüzünle, özlemle dinlersiniz. Önce Yemen’le içiniz titrer, Siresi Yarisdaran’la dalar gibi olursunuz… Canınız Mayrig ister, beklersiniz, sonlardadır o. Volor Molor’la kâh hüzünlü, kâh neşeli anılar canlanır kapakları kapalı gözlerinizde. Ve diğerleri…
Şarkılar biter. Ne gam! Başa alırsınız. Tekrar tekrar başa sarar dinlersiniz. Günleri saymaya korkarsınız.
Kimse sizi anlayamaz orada. Kimse bilmez dilinizi. O sırada, tam da orada; ne bir dost, ne bir sevgili, ne de aileden biri… Hiç kimse bilmez sebebini. Fuad’dan başka…
Hürriyet.com.tr’de az önce bir haber okudum. Başlığı “Polis, Tuğçe Kazaz’ı arıyor” şeklinde. Sanırsınız ki Tuğçe Kazaz bir suça bulaşmış ve hakkında yakalama emri verilmiş. Haberi okuyunca hiç öyle bir şey olmadığı anlaşılıyor.
Spotta durum şöyle açıklanmış: “Bir iç giyim firmasın defilesinde hemşire kıyafeti içinde seksi iç çamaşırı giyen manken Tuğçe Kazaz’ın başı dertte, polis ifade için Kazaz’ı arıyor.” Yani paniğe gerek yok.
Haberin devamını okuyunca kendimi gülmekten alamıyorum: “Başta sağlık çalışanları olmak üzere bir çok kesimin tepkisini alan Kazaz hakkında Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası suç duyurusunda bulunmuştu. Soruşturmayı yürüten Şişli Cumhuriyet Savcılığı, defileyi düzenleyen şirket yetkililerinin ifadesine başvururken; Kazaz’ın adresi tespit edilemedi. Savcılık, 16 Kasım 2009’da Emniyet’e yazı yazarak Kazaz’ın adresinin tespit edilip ifade vermeye çağrılmasını istedi.”
Bu işte büyük tuhaflıklar var. Bir defa bir şikayet yapılacaksa, seksi hemşire kıyafetini giyen model değil, defileyi düzenleyen eden şirket bunun muhatabı olmalı. Laf olsun haber dolsun işte… Aynı konuyu başka sitelerden okuyunca anlıyorum ki, sendika aslında moda şirketini dava ediyor. Fakat kurnaz site editörleri kasıtlı olarak “Tuğçe Kazaz’a dava açtılar” diye haberi manipüle ediyor.
İnsanların komplekslisi oluyor ya, esas şirketlerin ve meslek gruplarının kompleksleri daha eğlenceli. Kapıcılarla ilgili bir espri yapılır, kapıcılar federasyonu dava açar bizi rencide ettiler diye; hamam filminde iki erkek öpüşür, hamamcılar birliği basın açıklaması yapar; hemşire kıyafeti temalı defile yapılır, hop sağlık çalışanları atlar…
Ben bu kadar ezik, bu kadar kompleksli bir insan topluluğu görmedim. Haberdeki fotoğraf galerisine dikkatli bakılırsa, Tuğçe Kazaz’ın üzerinde hemşire kıyafeti varken, diğer modellerde pilot, asker, hostes vb meslekten insanların kıyafetlerine çağrışım yapılmış.
Bu ülkede insanlar, şirketler, meslek gurupları bu kadar tahammülsüz, bu kadar ezik oldukça, ne modada ilerleriz, ne sanatta, ne de bilimde. Yahu biraz rahat olun be kardeşim. Tüm dünya insanlarının zihninde on yıllardır var olmuş bir ortak algı var: Hemşirelik ve hosteslik en seksi mesleklerdir! Bu kadar ya… Bunu değiştiremezsiniz. Bu defile, Tuğçe Kazaz’ın kıyafeti filan bir şeyi değiştirmez.
Ayrıca kişisel fikrim, gayet hoş bir kreasyon olmuş. Kim yaptıysa ellerine sağlık. :)
Türk medyamızın iflah olmaz bir “seri katil özlemi” var bilmem farkında mısınız? İstiyorlar ki seri katiller çıksın, toplum çalkalansın, korku ve heyecan gırla gitsin. Art arda birkaç cinayet işleyen katilleri seri katil olarak gösterme çabası medyada eski bir hikaye. Özellikle gazeteler ve haftalık haber dergilerinde böyle bir davranış bozukluğu var. “İlk yerli seri katil” başlıklı haberleri anımsayalım…
Medya can atar cinayet hikayelerine. Ülkemizde olmamasını da büyük bir kayıp olarak görür alttan alta. Toplumsal deliliğimizin neden o boyutlara varmadığına hayret eder bu kanlı kalemler. “Türkiye’de neden seri katil yok” sorusunu yöneldirler, toplumsal zekamızı tartarken. Seri cinayetler işlemeyi, insan canını alma ustalığını bir zeka ölçeği olarak kullanırlar. Fakat güncel cinayet olaylarında, katilin bir türlü yakalanamamasında bu zeka göndermesini bulamayız. (more…)
Arkadaşımla sohbet ederken, konu bir ortak tanıdıktan açıldı, ondan nefret ettiğini söyledi. Ben de arkadaşıma “senin hayatında önemli bir yeri var öyleyse” dedim. Çünkü nefret duyguların şahıdır. Bir insandan nefret etmek, onu hayatının epeyce mühim bir köşesine koymak anlamına geliyor. “Aşk”la karşılaştırmak mümkün. Pek çok zaman birbirlerine bağlanabiliyorlar. Veya bir arada yaşadıkları da oluyor. Bununla birlikte, nefret bence aşktan daha “koyu” bir duygudur. Murathan Mungan’ın “7 Kapılı 40 Oda” kitabında Kan Kalesi adlı hikayeyi okuyanlar, nefretin nasıl derin ve mühim bir his olduğunu hatırlayacaktır. (more…)
2007 SONBAHARINDAN beri pek çok Avrupa şehrinde bizim “puşi” dediğimiz giyim aksesuarları moda. Özellikle gençlerin boynunda görmek mümkün. Kimi tamamen boynuna doluyor, kimi kaşkol gibi sarıyor, bazısı da öylece asıyor. Sokak modasının önemli bir parçası haline geldi. Gri, yeşil, mavi, pembe gibi hoş renkleri var. Kumaşı da geleneksel puşiler gibi kalın değil. Ülkemize bu moda sonbaharda geldi. Fakat pek tutmadı. Halbuki özellikle Güney Doğu Anadolu, Güney ve Güney Batı illerinde yerel halk tarafından yaygın olarak kullanılıyor. Ege’de de çiftçilerin kullandığını biliyorum. Toplumumuza yabancı değil yani. Eylül 2008′den itibaren bir heyecan oluştu aslında, sıkı bir moda akımı başlayacak izlenmine kapılmıştım. Fakat hiç de beklediğim gibi olmadı.
(more…)
14 SENE filan önce, ortaköy’de bir kafede ince bir soğuktan kaçıp ince belli çay bardaklarının sıcaklığında huzur ararken geldi oturdu masamıza optik başkan. tabi bilmiyorum onun optik başkan olduğunu. yanında bir arkadaşımla birlikte geldiler yanımıza. sonra elini ahenkli biçimde sallayarak konuşmaya başladı bu siyah paltolu adam. muhabbeti güzeldi. sanki o beni tanıyordu yıllardır da ben hatırlamamıştım. o denli içten, o denli coşkulu. (more…)
gazetelerin ilk sayfalarını okurken dehşete düşüyorum çoğunuz gibi. her ülkede karşılaşılabilecek türden olaylar bir kısmı. kendimi bir açıkhava tımarhanesinde hissetmeme sebep olan ülkemize özgü olaylar asabımı bozuyor. bugün taraf’ta okuduğum bir haber kanımı dondurdu. iskenderun’da bir aile; anne-baba-nine-dede şeklinde bir işbirliğiyle 4 aylık bebeklerini öldürerek dereye attıkları iddasıyla tutuklanmış. haberdeki ifadeleri okudukça kan beynime sıçradı.
(more…)