Teknolojiye, iletişime, gazeteciliğe ve hayata dair notlar…
Uluslararası bir iş kurup onu borsaya salmak istiyorsanız, bir yatırımcı ile konuşmanız lazım. Bu kuruluşlar yeni şirketlere devasa yatırımlar yapıyorlar ama geleneksel Venture Capitalists’in (VC) tersine, özellikle ‘dot com’lar için tasarlanmış şirketlerden bahsediyorum.
Ekibiniz mükemmel web becerilerine ya da teknik becerilere sahip olabilir. Mamafih aynı ekip pazarlama, müşteri hizmeti ya da finans konusunda hiç bir uzmanlığa sahip olmayabilir. Facebook listenize göz gezdirip işinize yaracak arkadaşlarınızla muhabbetinizi koyulaştırmanın zamanı gelmiştir.
Yatımcının size destek çıkması için merak edeceği noktaları önceden tahmin edip önlem almanız da gerekiyor. Fikrinizin gerçekten girişimci bir fikir olduğunu kanıtlamalısınız. Küresel bir potansiyeli var mı ve fikri sunan bireylerin piyasaları hakkında derinlemesine bir bilgileri var mı? Yatırımcının işinizle ilgilenme ihtimali bu soruların cevaplarına bağlı. İnsanları fikrinize yatırım yapmaları için ikna etmeye çalışıyorsanız, ev ödevinizi iyi yapmanız lazım. Araştırma yapmak ve sunduğunuz şeyin yapılabilir olduğunu kanıtlamak zorundasınız. Desteklenebilir ve kâr edebilir bir iş yaratabilirler mi? Bu iş teklifi genel bir probleme eşsiz bir çözüm sunuyor mu? Demografik tablolar neyi gösteriyor?” Bu soruları yanıtlayamazsanız, sermaye aramaya hazır değilsiniz demektir.
Fikriniz üzerine araştırmalar yapmak devasa iş planları yazmanız anlamına gelmiyor. Bir iş planı yapmak çok zahmetli görünse de, yatırımcıya sunmak dışında da size faydaları olacaktır.
Eğer bir şirkete yatırım için yaklaşıyorsanız, onlar üzerine ev ödevinizi yaptığınızdan da emin olmalısınız. Yatırım yaptıkları diğer şirketlerle konuşun, pazarlama ve halkla ilişkilerin ötesini görmeye çalışın
Daha küçük siteler reklam satma yoluyla hayatlarını sürdürebilirler. Reklam gelirleri faturalarınızı ödeyebilir. Ama her web sitesi aynı para için yarışıyor ve reklam verenler yüksek boyutlu ve kitleleri çekemeyen sitelerle ilgilenmiyorlar. Her ne kadar sitenize reklam eklemenin pek çok yolu olsa da, iş büyük isimli reklamlara gelince, telefona geçip şirketleri doğrudan aramanın daha etkili olduğunu göreceksiniz.
İster Türkiye’de, ister Avrupa’da, ister Amerika’da veya Uzak Doğu’da olsun; diğer insanların neler yaptığını, neleri iyi yaptıklarını ve nerelerde hatalı olduklarını görmek için vakit harcayın ve dünyaya hükmetme planlarınızda gözlerine batan bir yanlış olup olmadığını sormak için arkadaşlarınız ve ailenizle konuşun. Fikrinizi uygularken bu pratiğin büyük faydasını göreceksiniz. Eğer o şeyin iyi bir fikir olduğunu düşünen tek kişi sizseniz, iyi bir fikre sahip olduğunuzu düşünmek bir işe yaramaz.
Sıradaki adım ise bir prototip site yaratmak ve arkadaşlarınızın burada hata aramalarını sağlamak. Bir site yapmak için gerekli becerilere sahip değilseniz (ki pek çok site kurması zor olabilecek veritabanları kullanırlar, ya da kod yazmakta iyi olmayabilirsiniz) o zaman profesyonel bir web şirketinden yardım almayı kullanmayı düşünebilirsiniz. Siteyi ne için yaptığınıza göre durum değişir. Potansiyel yatırımcılara göstermek için kullanıyorsanız kaba bir prototip iyidir ama onu genel kullanıcılara açacaksanız biraz daha profesyonelce bir şeylere ihtiyacınız olacak.
Bir paragraf sonu uyarısı daha; sitenizi kullananların hepsinin son model bilgisayarlara sahip olmadığını düşünmekte fayda var.
İş fikriniz ne kadar büyükse, faturalar da o kadar korkutucu olur. Arka odanızdan basit bir site yürütebilirsiniz ama eğer bir alışveriş sitesi kuruyorsanız müşteri hizmeti elemanları, reklam satacak insanlar, teknik elemanlar, tasarımcılar, içerikçiler, tedarikten sorumlu insanlar bulmanız gerekecek. Bütün bunlar paraya mal olur ve büyük bir site açmanın bedeli rahatlıkla inanılmaz rakamlara varabilir. Ayrıca büyük internet işlerinin kâr sağlaması da zaman alır, bu yüzden sağlam bir dayanağa ihtiyacınız var.
Başarılı olmak için, fikrinizin gerçekten iyi olması gerekiyor. Facebook’u yeşil arkaplanla hazırlayıp milyoner olamazsınız. Ama yine de başarı kazanmış web projelerini yaşadığınız şehre veya ülkeye uyarlayarak güzel bir frekans tutturabilirsiniz. İlle de fikrinizin ilk olması gerekmez. İlk uygulandığında başarı kazanamamış veya uygulandığı yerde belli bir sınırda kalmış projeleri didikleyin; “doğru yerde ve doğru zamanda” diye başlayan cümleleri aklınıza getirin.
Para toplamaya başlamadan önce yapabilecekleriniz ve yapamayacaklarınız hakkında acımasızlık derecesinde dürüst olmalısınız. Bazı insanlar harika web tasarımcılarıdır, bazıları finans işlerinde rakipsizdir, kimisi satış işinde harikadır ama her şeyi yapabilen birini bulmak pek sık rastlanan bir durum değil. Nerede zayıf olduğunuzu bulmanız ve bu alanlarda tavsiyeler aramanız inanılmaz derecede çok yönlü olmaktan daha önemli. Yalnızca başarılı bir siteniz olduğu için, genel olarak e-iş konusunda çok iyi olduğunuzdan emin olmayın. Uzmanlığa sahip değilseniz, o konuda uzmanlığa sahip olan biriyle bağlantı kurun; uzun vadede çok yararını göreceksiniz.
İlk başlarda alabileceğiniz tüm yardımlara ihtiyacınız olacak. Yalnızca Web sayfanızla uğraşıyor olmayacak, ayrıca bir iş kurmanın tüm zahmetini de çekiyor olacaksınız. Size yardımcı olabilecek pek çok bilgiye ulaşabilirsiniz. Bulunduğunuz yerde müstakbel girişimciler için bedava kurslar ve seminerler düzenleniyor mu öğrenebilirsiniz. Özellikle üniversiteleri bu konuda kurcalamakta fayda var. Pek çok okul dersleri izleme konusunda size anlayış gösterecektir. İnsanın kendi işini kurarken neler yapması gerektiği konusuna ışık tutan kitapçıklar ve online kaynaklar bulmak da mümkün. Vergi ve benzeri sıkıcı şeylerin çaresine bakmak da önemli!
Bu size çok zahmetli bir iş gibi görünüyor değil mi, gerçekten de çok zahmetli olduğu içindir. Konuştuğum her girişimci sitesini bir araya getirmek için saatlerce uğraşmış, genelde o sırada çalıştığı işini de birlikte yürütmüş. Pek çok kişi de hayatları boyu biriktirdikleri parayı bu işe yatırmışlar. Risk almak, sosyal hayatınızdan feragat etmek ve hafta sonları Bebek Kahve’de pineklemekten vazgeçmek size göre değilse, o halde bu işler de size göre değil.
Bir siteyi iyi bir e-ticaret sitesi yapan nedir? Şu 10 adımı izleyin ve hata yapma ihtimaliniz minimuma insin:
1- Kendinizi tanıtın
Kim olduğunuzu belirtin ve referanslarınızı gösterin. Müşterileri sizden sipariş etmek konusunda rahatlatmaya bakın.
2- İyi bir izlenim bırakın
Siteniz amatörce görünürse insanlar işinizin de amatör olacağını düşünürler. Sitenize daima müşterinin bakış açısından bakmalısınız.
3- Net olun
Ürünler hakkında temiz ve belirgin bilgi sağlayın. Açık ve dürüst olun, abartmayın.
4- Zamanında gönderin
Müşterilerinize ürünün ne zaman varması gerektiğinin bilgisini verin ve bunun gerçekleştiğinden emin olun.
5- İnsanların gizliliğine saygılı olun
İnsanların kişisel bilgileriyle ne yaptığınız, nasıl sakladığınız ve diğer şirketler için erişilir kılıp kılmadığınız hakkında net bilgi verin.
6- Müşterileri güvende hissettirin
Online satış yapıyorsanız bir güvenli sunucu zorunludur. Hangi güvenlik önemlerinin alındığını açıklayın ama çok spesifik olmaktan kaçının; kötü kalplilere fikir vermesin.
7- Şüpheli şeylere erişimi kontrol edin
Çocuklar için uygun olmayan içerik ya da ürünler sağlamaktaysanız – kumar, yetişkin içeriği ve saire – sitenize genel erişimi kontrol etmeniz gerekebilir.
8- Kendinizi bu işe adayın
Gerçekçi olmalısınız; bir gecede zengin olacak haliniz yok. Uzun vadeli olarak bu işin içinde olmalısınız. Ya tamam, ya devam!
9- Güncellikten uzaklaşmayın
Müşterilerinizden tavsiye alın, başkalarının neler yaptıklarından haberdar olun ve sitenizi geliştirmeye devam edin.
10- Doğru logoyu kullanın
Eğer bir Andy Warhol değilseniz şirket logonuzu usta bir grafik sanatçısına yaptırın. Kedinin kakasıyla oynaması gibi logonuzla oynamayın, başladığınız logoyla yıllarca devam etmelisiniz
Milyarlar değerinde olabilecek bir fikriniz var ama bunu nasıl paraya dönüştüreceğinizi biliyorsunuz. Öyleyse başlangıç olarak, fikrinizi olgunlaştırmayı ve doğru biçimde sunmayı başarmalısınız.
Neredeyse herkes bir internet şirketi kurmaya başladı. Bir gazeteyi açıp da on sekiz yaşında bir gencin web sitesini milyonlarca dolara sattığını okumadığımız gün neredeyse yok ve birilerinin kulübesinde başlayıp bir ofiste milyarlarla biten internet öykülerine de hepimiz aşinayız herhalde.
İnternetten para kazanmak gazetelerin gösterdiği kadar da kolay bir iş değil ama yine de parlak bir fikri parlak bir işe çevirmek mümkün. Danıştığımız girişimlerin pek çoğu Web işi başlatmayı planlamamışlar. Genellikle web fikirleri bir ihtiyacın gözlenmesinden ortaya çıkıyor. Deneysel amaçla ve elit bir kesim tarafından kullanılarak başlayan siteler milyonlarca kullanıcı edinebiliyor.
Eğer ticaret yapmak ve babadan kalma dükkânı modern hayatın arenasına taşımak istiyorsanız çok kritik bazı önlemleri en baştan almalısınız. Sitenizin tasarımından, müşteri ilişkilerine kadar her konuda titizce sitenizi inşa ederken, şu 10 ölümcül günaha girmemeye özen gösterin:
Mesleğe ilk başladığım yıllarda Türkiye’de bilgisayar dergiciliği piyasası henüz yeni yeni oluşmaktaydı. 1997 sonunda Milliyet Dergi Grubu’na geçtiğimde, şu anda yöneticisi olduğum PCnet de çok yeni bir yayın olarak piyasaya girmişti. O dönemde sektörde PC Magazine, Byte ve PC Word dergileri hakim durumdaydı. Dünya çapında yayın yapan bu üç güçlü markanın karşısına, yabancı bir yayının içerik ve marka gücünü almadan çıkmak PCnet için büyük bir cesaretti. Nitekim gelinen süreç, PCnet’in kararlılığını ve başarısını kanıtlıyor.
Bu bahsettiğim dergilerden PC Magazine, Byte ve PC World defalarca kapandı ve el değiştirdi. Geçtiğimiz sene Dünya Grubu’nda bulunan Byte ve Ciner Grubu çatısındaki PC Magazine dergileri kapatıldı. Piyasada Chip, PCnet ve PC World dergileri kaldı.
Son birkaç senedir bu üçlü arasındaki satış sıralaması Chip>PCnet>PC World şeklinde. Dünya grubu satış raporlarını biraz geç paylaştığı için, elimde PC World’un son kesin satış rakamı olarak Aralık 2009 var. Derginin Aralık 2009 sayısı 8960 adet satmış. Yılın ortalama satışı ise 7319 olarak gerçekleşmiş. Chip’in Ocak 2010 satışı 32.528 olarak gerçekleşti. PCnet’in Ocak 2010 kesin satış rakamı ise 30.665 şeklinde. (Dağıtım şirketlerinin raporundan aldığım ekran görüntüleri en altta) Her şey ortada, fazla söze gerek yok. Chip ve PCnet’in pazarda başa baş giden büyük bir üstünlüğü var.
Bir derginin başarısında, dağıtıma verilen adet ile satış adedi arasındaki fark büyük önem taşır. “İade oranı” olarak nitelendirilen bu rakam, derginin satış kârlılığı konusunda da fikir verir. Biz dergiciler için, iade oranı ne kadar düşükse, o kadar iyidir. Bunca yıllık meslek hayatımda gördüm ki, yüzde 20-30′lardaki iade oranları “kabul edilebilir” olarak yorumlanabiliyor. Yüzde 40 ve üstü iade oranı ise ortada ciddi bir sorun olduğu anlamına geliyor. Bu sebepten, benim için en önemli başarı kriterlerinden biri iade oranıdır. Türkiye gibi geniş bir coğrafyaya, on binlerle tarif edilen rakamlarda dergi dağıtmak ve bu dergilerin büyük kısmını satışa çevirmek her derginin harcı değil.
Lafı fazla uzattım yine; paylaşmak istediğimiz mutluluğumuza geçeyim: Dergilerin Ocak sayılarına ait kesin satış rakamları açıklandı. PCnet’in satışı 30.700! Güzel bir rakam bu. Daha güzeli ise iade oranımız. Ocak sayımızın dağıtım adedi 35.000′di. İade oranı ise %12 olarak gerçekleşti. Doğan Burda grubunda Ocak’ın en düşük iade oranı bu. Yüksek ihtimalle diğer gruplarda da daha düşük bir iade oranı yok. Geçmiş dönem raporlarına baktığımda, diğer dergi gruplarında, iade oranı olarak yüzde 20′nin altına inmiş dergi yok. Bu sebepten açıklamakta beis görmüyorum: Ocak’ın “yok satan” dergisi PCnet oldu. Teşekkürler Türkiye! :)
Uzun zamandır sabırsızlıkla beklediğimiz Apple’ın tablet ürünü nihayet görücüye çıktı. “iPad” adı verilen bu cihazın yenilikçi bir tasarıma sahip olduğunu söyleyebilirim. iPhone’un tablet versiyonu olarak da yorumlanan iPad, özellikle ekrandan okuma ve izleme konusunda istekli kullanıcılar tarafından ilgi görecek gibi bir hal var.

Web’i, e-postayı, fotoğrafı, videoyu ve tüm metin formatlarını düzenli olarak tüketen nesil için iPad heyecan uyandırıyor. Beni de bir hayli heyecanlandıran bu aletin hangi özelliklerini yoğun olarak kullanırım diye düşündüm ve şöyle bir liste çıktı ortaya: Web, e-posta, e-dergi/e-kitap, fotoğraf, video, müzik, not defteri, harita, adres defteri ve takvim. Ayrıca, Apple’ın uygulama mağazasında 140.000′den fazla uygulama da kullanılabilir durumda olacak. Tüm bunları halihazırda bana sunan cihazlarım var. Dizüstü bilgisayar, netbook ve iPhone ile tüm bu hizmetleri sağlıklı biçimde kullanıyorum.
Peki iPad’e neden ihtiyacım olsun? Aslına bakacak olursanız ihtiyacım yok. Çünkü henüz bir iPad sahibi değilim. İnanıyorum ki, iPad kullanmaya başladığımda, aslında böyle bir cihaza ihtiyacım olduğunu fark etmiş olacağım. :) Bazı teknolojiler ihtiyaçtan doğar, bazılarıysa üretildikten sonra ihtiyaç fikirleri çıkarır. iPad yenilikçi, enteresan bir cihaz. İçimden bir ses “onu seveceksin” diyor. Bakalım, bekleyecek ve göreceğim. :)
Gerçekten, böyle cihazların tutup tutmayacağını anlamak için kullanıcıların eline geçmesi gerekiyor. Bunun dışında, tartışmalı tahminler yapılabilir. Benim kişisel fikrim, iPad ilk etapta sınırlı bir kesim için cazip bir ürün olacak ve ilgi görecek. Yakın çevresini ve sosyal ağlar sayesinde çok daha geniş bir kitleyi düşünceleriyle etkileyebilen bu aktif kitle, iPad’le ilgili deneyimlerini ve düşüncelerini paylaştıkça pazar genişleyecek. Kullanım sırasında yaşama dokunan detayları paylaştıkça, diğer insanlar için satın alma gerekçeleri ortaya çıkacak.

Yukarıda virgüllerle ayırarak sıraladığım kullanım biçimlerini, farklı bir yüzeyde sunmayı vaat eden tablet ekran iPad’e bilgisayar diyemiyorum. Hibrit bir ürün… Eminim iPad’i evde, yolda, toplantıda ve ofiste elimden düşüremeyeceğim. Çünkü yüksek taşınabilirlik sunan, büyük bir ekran yüzeyini çok kullanışlı bir arayüzle sunuyor. Büyüleyici bir deneyim olacağına inanıyorum. Kullanmaya başladıktan sonra bu yazımı da hatırlatıp sizlere düşüncelerimi aktaracağım.
Gelelim meselenin mesleki alakasına… Başlıkta öne çıkarttığım gibi, iPad’in genelde yayıncılık dünyası için önemli bir fırsat olduğu düşüncesindeyim. Özellikle hızlı tüketilen dijital içerikler, iPad ve onun açtığı yoldan gidecek tablet ekranlar sayesinde çok daha geniş bir kesim tarafından satın alınabilecek. Dergiler, kitaplar ve gazeteler için teknolojinin çok önemli bir kıyağı olacak bu!

Yöneticisi olduğum PCnet dergisini bu sürece uyarlamak için bir süredir çalışmalar yapıyoruz. Yakında bu konuda daha net şeyler konuşabileceğiz. Daha önce Friendfeed’de paylaştığım bir konu var. Şu cümlelerle aktarmıştım düşüncemi: “Mizah dergileri dijital dergi olayına neden girmiyor anlamış değilim. Hızlı tüketilen bu yayınları dijital olarak okumak da zevkli olur. 1.5 lira mı basılı olan dergi?Tanesi 75 kuruştan veya 1 liradan hesaplayıp online dergi olarak sun, bak nasıl güzel oluyor. Baskı ve dağıtım maliyeti yok, temiz para! Vapurda, otobüste okumak isteyen yine alsın bayiden. Sırf vakitsizlikten veya yolu düşmediği için düzenli dergi alamayanlar için ideal olur. Hem geçmiş sayıları dönüp okumak da eğlenceye dönüşür. ” Bu post’u gönderdikten sonra çok verimli yorumlar girildi altına. Penguen dergisinin çizer ve yöneticilerinden Selçuk Erdem de bu konuda ilgili olduklarını yazmıştı.
Bu düşünceyi aktardığım sırada, bilgisayar ekranından bu dergilerin tüketileceği var sayımıyla hareket etmiştim. Bu düşünceyi revize etmek gerekirse, iPad gibi tablet ekranlar sayesinde dergiler çok daha geniş bir kesime ulaşabilecek. iPad sayesinde otobüste, metroda, vapurda da Penguen’i, PCnet’i keyifle okuyabileceksiniz. Dergi tüketimini pratik ve hızlı hale getirecek bu kültür, maliyetleri ve angarya süreçleri kısacağı için, içeriğe daha fazla yatırım yapma avantajı da getirecek. Bununla birlikte, okuyucu da çok daha az ödeyerek dergilerine kavuşacak. Üstelik tek tıklamayla yeni sayısına kavuşacağı için satın alma zahmeti de ortadan kalkacak. eMecmua ve Zinio gibi web dijital dergi hizmetlerini etkin biçimde kullanan biri olarak, iPad’in dergi okuma kültürüne çok büyük bir katkı sunacağını düşünüyorum. Umarım tahminlerim doğru çıkar ve basılı yayından dijital yayına geçiş sürecinde dergicilik kazanır.
2000 yılında, Doğan Burda Rizzoli’de “.net” dergisinin yayın yönetmeni olarak çalışırken, borsanın coştuğu zamanlardı. Ekonomist dergisi rekor üstüne rekor kırıyordu. Aylık yönetim toplantısının gündemi, Ekonomist’in o haftaki üretim adedini belirlemekti. Çünkü 100.000 gibi bir adet vardı gündemde. Hesaplardan sonra, 100.000 adet üretim kararı çıktı.
Neşe içinde büyük toplantı odasından çıktık ve gördüğümüz manzara bizi şaşkına çevirdi. 1 saat önce her şey yolundayken, bir anda bembeyaz olmuştu dışarısı. Üstelik sonraki günler için de havanın karlı olacağı söyleniyordu.

Henüz toplantı odasının kapısındayken gerisin geri içeri girdik ve üretim adedi revize edildi. Kar bütün hesapları bozmuştu. Çünkü dergi satışlarının büyük kısmı İstanbul’dan geliyor. Yoğun kar olduğu zamanlarda insanların öncelik sıralamasında “dergi almak” epeyce gerilere düşüyor. Belki bu durum bir aylık dergi için çok büyük sorun teşkil etmez. Fakat bir haftalık ekonomi-borsa dergisinde bir günün büyük önemi var.
O dönemden sonra ne yazık ki 100.000 adet üretmek gibi bir gündem oluşmadı. Haftalık dergi tarihinde aşılması zor bir rekora imza atacaktı Ekonomist. Bu durum, Ekonomist dergisinin farklı rekorlara imza attığı gerçeğini değiştirmiyor elbette. :) İstanbul’u kuşatan karlara bakarken aklıma gelmiş, 10 yıl öncesinden bir anıyı paylaşmak istedim…
Dünyanın en büyük teknoloji etkinliklerinden biri olan Consumer Electronic Show (CES) bu sene bilgisayarcıların şovuna sahne oluyor. Pek çok bilgisayar üreticisi yeni ürünlerini, CES’te görücüye çıkartıyor. HP’nin merakla beklenen Tablet PC modelinin yanı sıra, Toshiba ve Lenovo da ilgi çekici ürünler tanıtıyor. Yeni ürünlerin ortak özelliği, “taşınabilirlik” konusundaki yenilikçi yaklaşımları.

“Bilgisayarlar daha ne kadar küçülebilir ki” diye düşünürken, son yılların alışıldık netbook konseptinden kopup farklı bir tür oluşturan ultra taşınabilir modellere çok daha küçük ve yetenekli modeller eklendi. Mobil cihazların boyutunu, kapasitesini, pil ömrünü, ağırlığını ve performansını etkileyen işlemci platformu tarafında Intel’in söyleyeceği sözler var.
Gazete ve dergi tüketiminin disiplinleri çok farklı. Gazete satışında da şüphesiz manşetin ve promosyonun etkisi büyük; ancak gözü kapalı gazete almak da çok yaygın. Bayiye gidersiniz, istediğiniz gazetelerin adını söylersiniz ve alırsınız. Fakat dergide durum tamamen farklı.
Düzenli veya düzensiz alınan haftalık veya aylık dergilerde, kapak ve promosyon duyarlılığı okuyucu nezdinde çok daha yüksektir. Okuyucunun dergisi satın alması için biz dergiciler türlü çabalar sarf ediyoruz. Kapak tasarımını etkileyici kılacak görsel çalışmalar yapıyoruz. Ayrıca promosyonlarımızı da göze hoş gelecek biçimde dergi poşetinin ön yüzünde sergiliyoruz. Kullandığımız başlıklar hem konuları iyi ve etkileyici biçimde ifade etme güdüsünü içeriyor, hem de tüketicileri almaya yönlendirmeye çalışıyor.
Tüm bu çabalar ve organizasyonlar okuyucunun dergiyi ilk görüşte merak etmesi ve inceledikten sonra satın almaya yönlendirmek için. Gelin görün ki, ülkemizdeki satış kanallarının durumu içler acısı. Son yıllarda sayıları artan büyük marketler ile kitap ve müzik mağazaları sayesinde neyse ki dergilerimizi ferah stantlarda sergileyebiliyoruz. Çünkü sokaktaki bayide bırakın dergi kapağını göstermeyi, orada varlığınızı hissettirmeniz bile çok zor.