Blog

Category - Gezi

03.01 20120

Bir yolculuk, ona karar verdiğiniz an başlıyor

By: Erdal Kaplanseren Categories:Gezi

Çok az insan gezmeyi sevmez. Seyahat etmeyi, yolun kendisini sevmek ise bir başka tutku. İş veya zevk için yaptığım seyahatlerde belli hazırlıklarım oluyor herkes gibi. En önemli parçası ise bu seyahatin içine başka yolculuklar ekleyebilir miyim yönünde oluyor. Birkaç gün daha ekleyip yakındaki bir şehre geçmek, o gezinin kazandırdıklarını iki kat artırabiliyor.
Son zamanlarda tek gidiş geliş oldu seyahatlerim. En son Ağustos ayında çıktığım bir iş seyahatine 3 ülke ve 5 şehir ekleyerek yolculuk içine yolculuklar katmıştım. Benim için tarifi zor bir hazzı var bunun. Tek başıma yaptığım bu yolculuklar için favori ulaşım yolum tren oluyor. Günübirlik uzaklaşmalar da son derece enteresan olabiliyor. Paris'ten trene atlayıp Reims'e 2.5 saatte gitmek ve orada birkaç saat vakit geçirip akşam treniyle dönmek mesela. Yolculuğun kendisi, varılan yerden çok daha zaman alıyor. Bunun gibi pek çok iç seyahatim oldu. Yolu, yolculuğu seviyorum demiştim. Fırsat buldukça bunu yapmak, yeni şehirler görmek veya özlediğim bir şehre kavuşmak büyük bir olanak. Önümüzdeki ay bir iş toplantısı için Las Vegas'a gideceğim. Uçuşumu Los Angeles aktarmalı yaptırdım. Niyetim, Los Angeles'tan San Diego'ya gitmek ve orada iki gün geçirip Las Vegas'a geçiş yapmak. San Diego'ya geçişi ise Pacific Surfliner treniyle yapmak gibi çılgın bir düşüncem var. Bir seyahatin içine küçük bir yolculuk ve bir şehir daha eklemek, benim için felekten bir anı çalmak oluyor. Şayet bu planımı uygularsam, orada çektiğim fotoğrafları sizlere fotoğraf blog'um içimdekiler.com'da sunacağım.

read more
22.04 20102

Pigalle ve Serge Gainsbourg

By: Erdal Kaplanseren Categories:Gezi

Bazı şehirlere bazı mevsimler ve o mevsimlerin hakim renkleri pek yakışır. Paris benim için sonbaharın ve haliyle sarının şehri. Farklı bir mevsimde bu şehre gitmemiş olmamın bunda etkisi var mı bilmiyorum ama aklımda canlanan fotoğraflar ve film karelerinde de iklim aynı. Şehirleri güzelleştiren, kenar mahalleleri oldu hep benim için... O mahallelerin kendine özgü motifleri. Pigalle böyle bir yer işte Paris içinde. Esasında pis bir mahalle. Gerçi Paris'in temiz bir yanı var mı bilmiyorum. Bir şehrin havalimanı bok kokuyorsa, herhangi bir yerinde güzel kokular aramak imkansıza yakın. Neyse, Pigalle cidden pisten öte bir yer. Güzel de bir metro istasyonu var. O istasyonda indikten sonra Monmartre tepesindeki Sacre Coeur kilisesine doğru gidiveren bir büyük caddede bulursunuz kendinizi. İşte o caddenin hemen girişinde solda, meşhur Moulin Rouge adlı kulüp tüm ihtişamıyla boy gösterir. Bakmayın insanların "Paris'in Laleli'si" benzetmesine. Nezih bir muhittir Pigalle. Paris'te en uzun süre kaldığım ziyaretimde, bu mahalleyi de arşınladım birkaç defa. Hem gece, hem de gündüz soludum atmosferini. Günün iki zamanında farklı kostümler giyen bir yer olduğunu söylemeliyim. Seks dükkanlarının, kalın kırmızı kadife perdeli girişlere sahip kulüplerinin, hediyelik eşya dükkanlarının bulunduğu uzun caddesini dolaşmak turist işi sayılır. Ara sokaklarını dolaştım, kafelerinde oturup roman okudum, fotoğraflar çektim, etraftaki sesleri dinledim. Gündüzleri bildiğiniz mahalle... Ellerinde filelerle evlerine giden yaşlılar, koşuşturan üniversite öğrencileri, başıboş sokak kedileri, o kedilerden farksız sokak insanları... Tipik bir mahallede göreceğiniz ve görmek isteyeceğiniz ne varsa... Pigalle sokaklarında dolaşırken, duvarları seyretmekten de geri durmadım. O duvarlardan biri bana çok güzel bir armağan sundu. Serge Gainsbourg'un yüzünü... Yanında güzel sevgilisi Jane Birkin. Bir duvara yazılmış. O an Pigalle benim için anlamını buldu. Bu bohem, aykırı, serseri mahallenin kişiliğini tamamlayan bir duvara bakıyordum. O duvarın dibinde filtresiz Gitannes içtim uzun uzun. Sonra bir tren istasyonunda unutacağım notlar aldım küçük defterime. Haritanın üzerinde işaretledim her yerini. Çantamdan iPod'umu çıkarıp Gainsborg'un en sevdiğim şarkılarını dinlemeye koyuldum. Pigalle etrafımda dönüyordu. Ben Pigalle mahallesinin sakin havasında nefes alıp sigaramdan bir duman daha çekiyordum içime. Sonra ben başka duvarlarda, başka siluetlerin ve gölgelerin izini sürerek uzadım metro istasyonuna doğru. Paris'in diğer mahalleleri beni çağırıyordu. Pigalle ile bir başka sonbahara randevulaştık. Bir sonraki ziyaretimde o duvarı tekrar görmeyi umarak...

read more
10.02 20090

Lizbon şehir turu

By: Erdal Kaplanseren Categories:Gezi

LİZBON'DA ŞEHİR turu yapan tramvaylar çok şey anlatır. Tüm diğer tramvaylar gibi… Hep başka yerlerden geçecekmişçesine izlersiniz etrafı. Camını üste doğru kaldırıp başınızı camdan uzatırsınız, okyanustan gelen rüzgarın tuzlu ve yosun kokulu esintisi yüzünü okşar. Sanki uzak adalardan selam getirmiştir bu rüzgarlar.  

read more
31.12 20080

Prag tramvayıyla kaybolmak

By: Erdal Kaplanseren Categories:Gezi

prag1Herhangi bir nedenle yabancısı olduğunuz bir şehre yolunuz düşer. Orayı tanımak için müzelerini, tarihi yerlerini, doğal güzelliklerini dolaşmak gelir değil mi hemen akla. Fakat konumuz, işte bu amaçlı dolaşmaların harcinde kalma durumu. Hele hele dili de yabancı olan bir memlekette iseniz tadından yenmez. Bambaşka bir dünyadır o zaman. Caddeler, binalar, otomobiller, insanlar, vitrinler, kediler… Hepsi size yabancıdır.

Aslında yabancı olan sizsinizdir. İçine girdiğiniz bu büyülü atmosferde amaçsızca dolaştıkça ancak söz konusu yabancılığı üzerinizden atacağınızı da bilirsiniz. Çünkü insan bir şehri turist gibi gezerse, turist olarak kalır. Tek başına olunca bu duygunun daha bir tadına varılır. Normalde hiç yürümediğiniz kadar çok yürümüşsünüzdür. Yorulmak gelmez aklınıza. Görecek o kadar çok detay vardır ki. Baktıkça alışır, dokundukça şehrin iklimini teninizde hissetmeye başlarsınız. Bir kayboluş gelir içinizden, endişeyle karışık. Hiçbir kültürel aktivite yoktur bu amaçsızlığın içinde. Sadece dolaşmak, dolaşmak, şuursuzca dolaşmak…  

read more

    San Fran.

    19:57

    Istanbul

    21:57