Blog

Category - Dinlemeler

04.02 20120

Yeşil çimende söylenen şarkı

1997'de üst komşum, arkadaşım, meslektaşım Uğur Uluocak sayesinde tanıdım Tom Waits'i. 6 CD'sini vermişti bana. Kaydedip geri götürdüğümde, "sende kalmasını istiyorum" demişti. Aradan 6 yıl geçti, Uğur'u Kazakistan'da bir tırmanışta kaybettik. Ben o sırada Rusya'daydım. Kara haber geldiğinde inanamadım. Gitmeden bir hafta önce buluşmuştuk. Darmadağın oldum. Uğur'u yazacağım uzun uzun, sanırım henüz hazır değilim. Uğur'u kaybetmemizin ertesi senesi, Tom Waits yeni bir albüm çıkardı: Real Gone. Hızır gibi yetişmişti yine Tom. Her biri birbirinden etkileyici şarkılarıyla beni büyülemişti. Fakat onlardan biri, diğerlerinden farklıydı her şeyiyle: Green Grass. Eminim Tom Waits için de benzer bir farklılığı var. Bu şarkıyı Tom Waits adına Uğur Uluocak'a ithaf ettim. Bence buna hakkım var. Uğur'u tanısaydı, eminim Tom da bunu yapardı. Geçtiğimiz sonbahar, San Francisco'da nemli çimlerin üzerinde uzanıp Golden Gate'in üzerindeki sisin dağılmasını beklerken bu şarkının aklıma gelmesi şaşırtıcı değildi benim için. Fotoğrafı da o an çektim cep telefonumla. O kadar güzel bir şarkı ki, farklı yorumlarıyla da büyük ilgi gördü. Öyle ki, Cibelle yorumu Tom Waits'inkinden fazla biliniyor. YouTube'da izlenme sayısı 3 kat fazla. Fakat ben yine de, 2004'ün soğuk bir sonbahar akşamında taşınabilir CD çalarımla ilk dinlediğim o akşamın hatrına Tom Waits'ten dinlemeyi daha çok seviyorum. Maçka Parkı'ndaki çay bahçesinde oturup hatırlamadığım kadar uzun süre, içinde çok sevdiğim bir dostumun olmadığı hayatı seyretmiştim.

Bir zamanlar bir kalbim vardı Yasla başını olduğu yere Avuçla beni örten toprağı Uzan yeşil çimenlere Hatırla beni sevdiğin zamanları Yaklaş, çekinme öyle Dur yağmurlu göğün altında Ay yükselmekte ve geçerken tren, ben düşeyim aklına At üstümdeki çalı çırpıyı kenara ve bizim şarkıyı mırıldan Bir hava kabarcığıyım artık içinde süzülüp dolanan Dur öylece gölgemde Artık her şeyde ben, bende her şey Rüzgar gülünde bir haller Yağmur kokusu var havada Toplayıp yıldızları tanrı saçtı etrafa Kuş mu, çiçek mi, varamıyorum farkına Kurtulamayacaksın asla benden ve o dönüştürecek beni bir ağaca Gitme daha, ayrılma benden Anlat göğün güzelliğini bana ve eğer çökerse üstümüze o mavilik Sana sözüm olsun ki koşacağız ardıç kuşlarının peşi sıra Bir zamanlar bir kalbim vardı Yasla başını olduğu yere Avuçla beni örten toprağı Uzan yeşil çimenlere Hatırla beni sevdiğin zamanları

read more
01.02 20120

Şopen’in ruhundaki karmaşa

Sanki doğduğumdan beri biliyorum, hep kulağımdaydı. Şopen'in, iç dünyasındaki karmaşayı en iyi ifade ettiği bestesi, 1 numaralı baladı (G Minör Opus 23) Sadece belli bir ana ait karmaşadan söz etmiyorum; hayatının uzunca bir dönemine -veya tümüne- ait iniş-çıkışları, dalgalanmaları, içe çöküşleri anlatıyor bu bestesiyle Şopen. Bu eser bana müziğin sınırlarını, ufuk çizgisini gösteriyor. Ne ararsam var içinde. Coşku, hüzün, umut, çaresizlik, aşk, ayrılık, özlem, kavuşma... Peki ya piyanonun başında bu şarkıyı icra etmek? Dinlerken insanı bu kadar kendinden geçirtiyorsa, çalarken neler yapmaz!? Koşarken, nefes nefese ve nereye gittiğinizi bilmeden, kalbiniz göğsünüzden fırlayacakmış gibi atarken bir an yavaşlayıp gövdenizin sesini dinlersiniz ya. Hemen hemen böyle bir şey.

read more
01.02 20120

Gece otobüsü

Bir gece otobüsüne bindiğinizi hayal edin. Birkaç şehir birden geçerek São Paulo'ya varıyorsunuz. Bilmem kaç gün kalıyorsunuz bu harika şehirde. Oradan yine otobüsle Santa Caterina'ya giderken bu şarkı çalıyor radyoda. Bir sigara yakıyorsunuz, otobüsün penceresi yarıya kadar açık. Dışarısı zifiri karanlık. Sabaha karşı Santa Caterina'da açıyorsunuz gözlerinizi. Oradan derme çatma bir katamaranla ver elini Buenos Aires! Brezilya'dan Arjantin'e geçmek, bundan daha güzel olamazdı.
Benim her şeyim Sen benim her şeyimsin Beni aydınlatıyorsun, mutlu ediyorsun Varlığıma güç veriyor varlığın Sadece, aşkım Bana sarılırsan seni içimde hissederim Ben tek başıma göremem orayı Sen benim ışığımsın Sen benim her şeyimsin O tatlı dudaklarının arasında bir yağmur Beni en derin okyanuslara sürüklüyor Tüm sesleri senden duyuyorum Sen benim her şeyimsin sonsuza dek Seni gördüğümden beri anlıyorum ki bir daha asla aşktan korkmayacağım Yeniden doğurdun beni Senin için, sadece senin için Dünya yıkılsa da sadece aşkın yeter Gidelim arkada uzun bir yol bırakarak Sadece sen ve ben dans edelim şimdi Gökyüzünde beyaz bir bulutun üzerinde Gözlerin bir bulut gibi parlıyor Benim için, benim Sihirli bir öfke bu, nefesini hissediyorum Bilirsin yolları severim Bu yüzden aşkım için dönüyorum Sadece aşkın, benim aşkım İspanyolcadan Çeviri: Erdal Kaplanseren

read more
13.11 20110

O kadar güzeldi ki

Aşk o kadar güzel ki, cesaret veriyor bana Hiç unutamayacağım kadar güzel bir aşk Ne zaman aşık olsam, rüzgarlar eser sanki O rüzgarlara kaptırırım her şeyimi Evet biliyorum sevgilim, biliyorum! Bunu seninle bir ömür boyu yapabilirim Çünkü bir aptal ancak anlayamaz bu güzelliği Aşk o kadar güzel ki, asla unutulamaz Şimdi sonbahar ve ben sık sık ağlıyorum Bu mevsimi bana anlatan o kadar çok şey var ki! Parkta yürüyorum ve rüzgar yaprakları hışırdatıyor Karşımda duruyorsun, parkta, dönen bir elbiseyle...

- Alain Barrière - Elle était si jolie

Serbest çeviri: Erdal Kaplanseren

read more
02.05 20112

Bir şarkı yapmak

Geçen sene bu zamanlarda, uzaklardaki kadim dostum Ufuk'a birkaç bestemi göndermiştim. Küçücük bir melodi kırıntısından harikalar yaratabilecek güçte bir müzik bilgesi Ufuk. Dün gece dışarıdayken bir mesaj aldım ondan. Sürpriz bir e-posta attığını söylüyordu. Hemen telefondan girip baktım, o şarkılardan birinin düzenlemesi duruyordu posta kutumda. Dayanamayıp telefondan dinledim önce. Sonra da eve varında kulaklıkla defalarca... Tamamını okumak ve şarkıyı dinlemek  için tıklayınız...  

read more
28.07 200910

Daha dün, yirmi yaşındaydım

Sizin yirmili yaşlarınızda kalan, unuttuğunuz bir şey var mı? Benim var. Hep çok sonra hatırlarız bunları. 20'li yaşlar dediysem, ilk yıllarını kast ediyorum aslında. O yıllardan alacaklıyım. Unuttum, fark etmedim, bilmiyordum... Geri dönüp toplayamazsınız, artık çok uzaklardadır yirmili yaşlar. Evden, kısa süre kaldığımız otel odasından veya iş yerinden filan, toplanıp çıkarken içimizi bir anlığına kaplayan, "bir şeyleri unutmuş olma" hissi... Bu duygunun hayata yayılmış halini tasavvur edin. Sonra da dönüp eski fotoğraflara bakın. Yirmili yaşların mutlu, umutlu, tatlı fotoğraflarına. Ah o tatlı yıllar... Bu fotoğraflara bakarken, -ki benim için 10 sene öncesinde kalmıştır o zamanlar-  içim ezilir. Özlediğim zamanlardır yirmili yaşlar. Sanki o yaşlarda unuttuğum bir şeyler vardır. Yaşanması, yapılması, söylenmesi gereken bazı şeyleri -o şeyler neyse artık, törpüler bizi- unutmuş hissindeyizdir. Ne olduğunu bilemeyiz. Sadece varlığından haberdar eder bizi. Sır vezmez bazı duygular. C.R.A.Z.Y Denizin kıyısına vurmuş çöpler gibi. Yıllar sonra çıkar belki karşımıza. O zaman içinizden bir gemi geçer. O gemide el sallamaktadır belli belirsiz birileri. Yirmili yaşlar artık çok uzaktadır. Yenik bir komutanın, sağ kalan askerlerine "geri çekilin" emrini vermesi gibi çekiliriz kendi zamanımıza. Bize kalan tek şey yaşamakta olduğumuz zamandır. Geçmiş zaman, zaman değildir aslında. Charles Aznavour'un en sevdiğim şarkılarından biri bu hikayeyi anlatır. "Daha dün, yirmi yaşındaydım" diye başlar. Jean-Marc Vallée'in 2005 yapımı C.R.A.Z.Y. adlı filminde, babası Zac'a yirminci yaş gününde bu şarkıyı söyler (daha doğrusu pikapta çalan Aznavour'a eşlik eder) ve "Bu şarkı senin için yazılmış" der. Aslında bu şarkı 20'li yaşların o hoş başıboşluğu, o tatlı serseriliği, o özlenen tazeliği için de yazılmıştır. Zac için ve yirmili yaşlarına, uzaklaşan bir gemiye el sallar gibi bakanlar için... Ne tesadüftür ki, bu şarkının süresi tam olarak 2 dakika 20 saniyedir...  

read more
28.02 20090

O çok uzakta: Elephant Woman

ÇOK BİRİKTİRDİĞİMİZ, yıllarca farkında olmadan çoğalttığımız bir kendini bırakma ihtiyacı vardır ya hani; bilmeden taşımışızdır. İşte orada, yani tam da o sarsılarak, boğularak, ölerek, çıldırarak ağlamada hissedilen bir garip huzur vardır. İç dökmenin bitimine doğru, derin iç çekme, tertemiz bir nefes alma sırasında... Bu bahsettiğim hüzünle karışık huzur var ya, öylece, ansızın gelip geçer içimizden. Biraz daha dursun isteriz, durmaz gider. Vakti yoktur.  

read more
06.12 20081

Biraz melankoli, bir tutam gizem: Jay-Jay Johanson

SON ZAMANLARDA en çok dinlediğim şarkıcılardan biri Jay-Jay Johanson. Ondan bahsetmek istiyorum biraz... Melankolik olduğu kadar görkemli bir sese sahip leziz bir şarkıcıdır benim nazarımda. şarkılara göre tutumunu belirleyen bir adam. ses rengi diye bir şey var ya, bu adamın sesi rengarenk. portishead'in üzerine kaymaklı kadayıf niyetine dinlenebiliyor (veya tam tersi)... bu adamın şarkılarını ipod'umdan dinlerken, nereden başladığımı bilmediğim düşüncelere dalıyorum -ki bu hayra alamet değildir-. ve nedense hep sonbaharlarda gelip buluyor beni böyle adamlar ve kadınlar. (blonde redhead, portishead, björk vb örneklere zaman zaman değineceğim.)  

read more
12.11 20080

Rüyamda boynuna sarılmıştım

kazım koyuncu'nun içli, hüzün dolu bir şarkısı var "gyuli çkimi" adında. sözlerinin yakıcılığı kazım'ın sesine de vurur. dinleyeni bir yolculuğa çıkarır. muhakak dinleyin derim eğer bu şarkıdan habersizseniz. tutun ki bir sandala binmişsinizdir. yavaşça ilerlersiniz durgun denizde. elinizi suya daldırırsınız, şarkı çalmaktadır, kazım'ın sesiyle kürekler çekilir. sanki kanınız çekilir.  

read more

    San Fran.

    20:18

    Istanbul

    22:18