En çok merhamete ihtiyacımız var. İnsanlığın yok oluşu, bu duygusunu yitirmesiyle başlıyor. Her yerde, ama her yerde. Evde, okulda, işte, dışarıda; sadece tanıyıp sevdiklerimize değil, tamamen yabancı olanlara da merhamet gösterirsek, bu hissi içimizde korursak hayat ve...
Floransa’da, Dalleria Degli Uffizi resim müzesinde sergilenen Madonna Delle Arpie adlı tablo, bize gelecekten bahsediyor. Bir insanın geleceğinden. Bazıları ona, geleceğinin yazılmış olduğunu söylüyor. Aslında yalnız değil -elbette büyüyünceye kadar-. Anneler, çocukları...
Ne zaman bir kafede tamamen boş sandalyeler görsem, Pina Bausch’un Café Müller’ini hatırlıyorum. Derin bir hüzünle… Pina Bausch, dans tiyatrosunun annesi. 2 sene önce aramızdan ayrıldı. Kareografileri arasında, ölümüne dek sahnesinde yer aldığı tek ese...
Kadın kapıdan içeri girer ve film başlar. Sonrasında filmin kopacağını bilmesek de, bu başlangıç hoşumuza gider. Güzel bir kadının evinizin kapısında çantasıyla dikilmesi duruma göre iyi veya kötü olabilir. Zorg’un bungalovuna konuk olan bu kız için kimse bir şey ...
Fransız sinemasında Yeni Dalga Akımı’nın öncü yönetmenlerinden Jacques Rivette’in 2003 yapımı filmi “Histoire de Marie et Julien”, Türkçesiyle “Marie ve Julien’in Hikayesi”nden bahsetmek istiyorum. 2004 yılında İstanbul Film Fes...
Paris’in göğünün altında… sinir bozucu biçimde düz bir alan üzerine kurulu şehirlerin böyle bir haleti ruhiyesi vardır. o şehirdeyken, göğünün altında hapis gibisinizdir. her yer gökyüzüdür. paris işte böyle bir şehir. tıpkı berlin gibi, amsterdam gibi, izmi...
Bu blog’da, ben Erdal Kaplanseren’in hayatına konuk olacaksınız. Belki de ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, solda akmakta olan yazılara tıklayıp açmak ve diğerleri için kategorileri veya en alttaki sayfa numaralarını tıklayarak hayata, insanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar.
İyi eğlenceler…