Blog

Archive - May 2010

19.05 20100

Konuşmalar, susmalar

By: Erdal Kaplanseren Categories:Mevzu

Konuşan ama aslında durmaksızın susan insanlar tanıyorum. Anlatıyor, gülüyor, gayet mutlu görünüyor. Onun bakışlarını dinlediğimde (kalbini dinler gibi ama!), esasında ne denli suskun ve dalgın olduğunu anlayabiliyorum. Konuşurken aslında susuyor, gülümserken aslında dalıyor. Görüyorum, şahit oluyorum bu süse. İçinizdeki derin hüznü coşkuyla, kahkahalarla, sarılmalarla, esprilerle sarıp sarmalıyorsunuz bazen. Biliyorum biliyorum, hiç saklamaya çalışmayın. Kahkahalarla süslediğiniz o susmaların halet-i ruhiyesi iyiye işaret değil bilesiniz... İçinizden geçenleri görmezden gelmeye çalışıyorsunuz. Kendinizi bir yalana inandırıyorsunuz. İnandırmak istiyorsunuz. İçeride kopan fırtınaların, sellerin, depremlerin, yangınların dışarı taşmasına izin vermiyorsunuz. Patlayan volkanların kül bulutlarıyla zehirlenmeyi göze alarak. Bir yerlerde bir imdat freni arayıp arayıp duruyorsunuz. Hayata asılmak tehlikeli ve yasaktır. Dışarıdan bakanlar içeride neler olduğunu asla fark edemez. Daha doğrusu öyle sanıyorsunuz. Halbuki size yakından bakmasını bilenler, dalmalarınız ve cümlelerinizin içine usulca serpiştirdiğiniz sözcükler sayesinde içinizdeki şifreleri bir bir çözerler. Yalnızca onlar anlar, anlatmadıklarınızı. O coşkun manzaranın altındaki bulanık denizi, o denizde yüzen balığı ve o balığın yorgun gözlerini. Hani coşkun ve köpürerek akan nehirler vardır ya. Dışarıdan bakanlar, gürül gürül akan neşeli bir nehir görüyor. Halbuki size yakından bakmasını bilen insanlar, aslında o gümbürtünün hemen altında yatan durgun hüznün ayırdına varır. Su, hiç umulmadığı kadar dingindir. Sakin, sessiz ve güzel. [caption id="attachment_766" align="aligncenter" width="450" caption="Fotoğraf: Ufuk Lüker"][/caption]

read more
08.05 20100

Derin bir aşk hikayesi: Betty Blue

Kadın kapıdan içeri girer ve film başlar. Sonrasında filmin kopacağını bilmesek de, bu başlangıç hoşumuza gider. Güzel bir kadının evinizin kapısında çantasıyla dikilmesi duruma göre iyi veya kötü olabilir. Zorg'un bungalovuna konuk olan bu kız için kimse bir şey söyleyemez. Çünkü o bir istisna.

Philippe Djian'ın Betty Blue adlı romanını okuduktan bir süre sonra, 90'ların Fransız sinemasına damgasını vurmuş yönetmenlerden Jean-Jacques Beineix'nin Betty Blue filmini izledim. 1986 yapımı bu film, Patrick Suskind'in romanını yazdığı ve Tom Tykwer'ın filme çektiği Das Parfum'le birlikte, en sevdiğim roman yuvarlaması filmler listesinin tepesinde yerini aldı.

Romanın adıyla, yaygın biçimde Betty Blue olarak bilinse de, filmin orijinal adı "37°2 le matin" şeklinde. Betty'nin vücut sıcaklığını anlatan bu isim, ilk sahnede hakkını veriyor. Benim için filmin ilk sahnesi ise Betty'nin bavuluyla kapıda belirdiği sahnedir. Çantasını usulca boşluğa bırakıp döküntü kulübenin içine girer, masa başında oturmakta olan Zorg'un bacağına oturup tenceredeki yemeğe parmağını batırarak, "bu kadar yemeği tek başına yemeyi düşünmüyorsun değil mi" diye sorar. Uzun zamandır hayatı tek kişilik yaşayan Zorg için bir kadife devrim olan Betty, o güne kadar günü birlik sevişmeler için ideal bir partnerden ibaretken, tek bir gün içinde kendine yeni bir rol edinir. Zorg'un onu hayatına kabul edişini, verandaya gidip çantasını almasından anlıyoruz. Filmde ve romanda hikayesi anlatılan kişi Betty olmasına rağmen, dış sesin sahibi Zorg. Çünkü Betty'ye, hayatı boyunca bu kadar yaklaşabilmiş tek insan olarak, ancak Zorg'un anlatabileceği bir hayattan bahsediyoruz. Betty bir baş belası, bunu kabul edelim. Hayattan farklı tatlar almasını bilenler için ekşi, acı, yüz buruşturan ama arzu edilen bir tat öte yandan.  

read more

    San Fran.

    19:35

    Istanbul

    21:35