Yazmış bulundum…

Archive for November, 2008


Çok sevdik be abi!

Nov 30, 2008 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Mevzu

14 SENE filan önce, ortaköy’de bir kafede ince bir soğuktan kaçıp ince belli çay bardaklarının sıcaklığında huzur ararken geldi oturdu masamıza optik başkan. tabi bilmiyorum onun optik başkan olduğunu. yanında bir arkadaşımla birlikte geldiler yanımıza. sonra elini ahenkli biçimde sallayarak konuşmaya başladı bu siyah paltolu adam. muhabbeti güzeldi. sanki o beni tanıyordu yıllardır da ben hatırlamamıştım. o denli içten, o denli coşkulu. (more…)

Sous le ciel de Paris

Nov 27, 2008 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: İzlemeler

paris’in göğünün altında… sinir bozucu biçimde düz bir alan üzerine kurulu şehirlerin böyle bir haleti ruhiyesi vardır. o şehirdeyken, göğünün altında hapis gibisinizdir. her yer gökyüzüdür.
paris işte böyle bir şehir. tıpkı berlin gibi, amsterdam gibi, izmir gibi, londra gibi, prag gibi, budapeşte gibi, barselona gibi eskişehir gibi… ama istanbul hiç öyle değil. lizbon da öyle değil. ve daha pek çok güzel şehir öyle değil. (more…)

John Berger’ın kurtardığı mektuplar

Nov 21, 2008 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Okumalar

yeni yazılar bulamıyorsam, sıklıkla eskilere dönerim. bu eskiler arasında, john berger’ın kitapları geniş bir yer tutuyor. kitap mabedimin en büyük dervişlerinden biri o. ve sanki yaşlandıkça kalemi daha narin, daha hüzünlü ve kırılgan oluyor. john berger’ın her bir kitabını size uzun uzun anlatabilirim, yazabilirim. şimdi biraz son kitabından konuşmak istiyorum, john berger’ın kurtardığı mektuplardan… ne zamandır böylesine sarsıcı bir metin arıyordum. buldum. doğrusu bu kitap ülkemizde takvimine uygun bir zamanda çıktı. mektuplarda hakim olan renkleri etrafta da görelim diye olsa gerek. (more…)

Rüyamda boynuna sarılmıştım

Nov 12, 2008 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Dinlemeler

kazım koyuncu’nun içli, hüzün dolu bir şarkısı var “gyuli çkimi” adında. sözlerinin yakıcılığı kazım’ın sesine de vurur. dinleyeni bir yolculuğa çıkarır. muhakak dinleyin derim eğer bu şarkıdan habersizseniz.
tutun ki bir sandala binmişsinizdir. yavaşça ilerlersiniz durgun denizde. elinizi suya daldırırsınız, şarkı çalmaktadır, kazım’ın sesiyle kürekler çekilir. sanki kanınız çekilir.
(more…)

Türkiye bir açıkhava tımarhanesidir

Nov 11, 2008 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Mevzu

gazetelerin ilk sayfalarını okurken dehşete düşüyorum çoğunuz gibi. her ülkede karşılaşılabilecek türden olaylar bir kısmı. kendimi bir açıkhava tımarhanesinde hissetmeme sebep olan ülkemize özgü olaylar asabımı bozuyor. bugün taraf’ta okuduğum bir haber kanımı dondurdu. iskenderun’da bir aile; anne-baba-nine-dede şeklinde bir işbirliğiyle 4 aylık bebeklerini öldürerek dereye attıkları iddasıyla tutuklanmış. haberdeki ifadeleri okudukça kan beynime sıçradı.
minicik bir bebek. ismi hatice. oğlum çınar’la yakın günlerde doğmuşlar. kaburgalarında kırık saptanmış ve ölüm nedeni olarak da travmaya bağlı iç kanama teşhisi konmuş. nasıl kıydınız ulan şerefsizler! bu nasıl bir caniliktir, nasıl bir hayvanlıktır. insan bir bebeğe nasıl kıyabilir aklım almıyor. üstelik kendi canları.
hatice bebenin öldürülme sebebi ise kız olarak dünyaya gelmesi. nasıl bir ülkede, nasıl bir dünyada yaşıyoruz. çoğu suç için bir sebep, açıklama getirebiliriz. bir neden sonuç ilişkisi içinde mantıklı açıklamalar getirmeye gayret edebiliriz. bazı suçlarda bunların hiçbirini yapmak mümkün olmaz. daha baştan bitmiştir. bir çocuğa zarar verebilen, onu alçakça öldürebilenler için kaçılabilecek herhangi bir savunma alanı yok. 4 aylık bir bebeği öldürüp dereye atan, bu suça ortak olan her kimse, en ağır biçimde cezalandırılmalı. benim içimin soğuması için sanırım bu canilerin artık yaşamaması gerekiyor. onların aldığı her nefes haram!
sadece bu da değil. ülkemizde çocuklara karşı işlenen suçlar dünya ortalamasının çok çok üzerinde. üstelik yaşananların sadece yüzde 20’sinin resmi makamlara yansıdığı bir araştırma sonucunda ortaya çıkmıştı. zorla çalıştırılan, dilendirilen, istismar edilen, öldürülen, savaştırılan çocuklar… çok uzağa gitmeye gerek yok. sokaklarda görebilirsiniz. annesinin veya babasının kucağında baygın halde uyurken gördüğünüz çocukların aslında ilaçla uyutulduğunu biliyor muydunuz? çocuğu olanlar iyi bilir; iki dakka yerlerinde durmaz, bir o yana bir bu yana koşturur dururlar. fakat bazı dilencilerin duygu sömürüsü için yanlarında tuttukları çocuklar sürekli uyumaktadır. peki bu kadar açık biçimde çocuklara kıyılırken buna neden dur denemiyor? çünkü uğraşmak istemiyorlar. çok meşguller ve böyle şeylerle uğraşamazlar.
dünyayı bilmem ama ülkemizde hızla büyüyen, sonuçlarını her gün gördüğümüz bir tehlike var. “ahlaksal körlük” diyorum ben buna. üstelik bu bir tercih. ülkemizde çoktandır makul bulunan bir tercih.
kendi kendine ortaya çıkan bir şey değil bu elbet. azdırılan, yükseltilen, gaza getirilen, kolaylaştırılan, korunan, sırtı sıvazlanan bir körlük hem de. öldürmeyi, yok etmeyi, tecavüzü, yakıp yıkmayı makul görmek anlamına gelen bir görmeme durumu. her geçen gün gazetelerde sayısı artan cinayet, kaçırma, yaralama ve tecavüz gibi cana kast eden olaylardaki uçurumun kaynağı.
ahlaksızlığın, kurnazlığın, işi bilip işe gitmemenin, çevir kazı yanmasıncılığın, kısa yoldan para kazanmacılığın, alavere dalavereciliğin prim yaptığı bir ülke için oldukça normal bir sonuç aslında. şaşırmamak lazım. devletiyle, medyasıyla hep bir ağızdan asker kanı üzerine vatanseverlik, intikam ve kanlarıyerdekalmadı edebiyatı yapanlar bu körlüğün en önemli müsebibi. linçi, cinayeti, katliamı, yargıya gerek duymaksızın yapılan infazları, nitelikli hırsızlığı, devleti soymayı meşru hale getiren bir zihniyetin körlüğü. kendi işçisini, öğrencisini, emeklisini, memurunu, kadınını, evlatlarını kendi kolluk kuvetlerine çiğnettirenlerin, buna seyirci kalmayı içine sindirebilenlerin körlüğü.
türkiye bir açıkhava tımarhanesi. bu ülkede tecavüzcüye, katile, uyuşturucu tüccarına, silah kaçakçısına, her türlü pis işin yapıldığı çete bozuntularına sunulan imtiyazlar saymakla bitmiyor. bir eski polis “1000 kişi öldürmüş olabilirim” diyor. 2. dünya savaşı’nda değil, operasyonlarda öldürdüğü kişi sayısı bu. gazetelerde okuduk; “1000 kişiden biri o olabilir” başlıklarıyla verilen hayat hikayeleri. iş görüşmesine gittiği yerde çatışma çıkıyor, öldürülüyor ve gazeteciler çekime geldiğinde hayatında silah görmemiş birinin yanında bir tabanca göze çarpıyor. bu basit bir şey değildir.
öyle bir ülke ki, bir semtinde patlayan bomba onlarca insanını öldürüyor; sonrasında en üst düzey yetkililer “bombacıları yakaladık” diye açıklama yapıyor; fakat yakalanan kişiler “yasadışı örgüte yardım ve yataklık”tan tutuklanıyor. yani o bombaların faili belli değil. kimse kendisini kesap verme mecburiyetinde hissetmiyor. bu çok normal. çünkü gerçek ancak demokrasilerde devleti yönetenlere hesap sorulabilir.
devletin en tepe yöneticilerinden biri “bu ülkede ermeni ve rum’lar zorunlu olarak göç ettirilmeseydi, ulus devlet olamazdır” diyor. ne güzel bir açıklama değil mi? winston churchill’in “her millet layık olduğu şekilde yönetilir” sözü ülkemiz için mükemmel bir tespit. tam bir tencere kapak durumu. herkese iyi cinnetler…


Beni bir kere dövdüler

Nov 6, 2008 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Okumalar

pek çok erkek için, delikanlılık yıllarında uzaktan uzağa aşık olduğu kızı evinin civarında beklemek, yolunu gözlemek veya bir başka yerden onu evine kadar takip etmek türlü maceralara sebep olmuştur. mutlaka platonik bir aşk olmak zorunda değil bu. erkek için, sevgilisi olan kızın mahallesi aynı tehlikeleri barındırır. en son 80′lerde hüküm süren ve 90′ların ortalarında azalarak biten mahalle delikanlısı konsepti için gayet normal davranışlar bunlar. (more…)

Cemal Süreya’nın gözleri

Nov 5, 2008 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Okumalar

cemal süreya’dan bahsedildiğinde, güzel aşk şiirleri yazdığı söylenir. bana kalırsa cemal süreya aşk şiiri değil, âşık şiirleri yazmıştır. şiirinde aştan ziyade âşıktan, âşıklardan bahseder. derim ki, aşkı anlatmanın en güzel yolu, âşığı anlatmaktır. cemal süreya ile ilgili çok şey anlatılabilir. zira çok zengin, renkli, curcunalı bir hayat sürmüş bir abimiz. bazı insanlara, arada ne kadar büyük saygı-hürmet denizleri olsa da, “abi” diyebilmek bambaşka bir samimiyetin eseridir. (more…)

Su başında durmuşuz çınarla ben

Nov 2, 2008 Yazar: Erdal Kaplanseren | Kategori: Okumalar

BAZI ŞİİRLER ömrümüze yayılacak kadar geniştir. Hayatımızın her döneminde farklı bir yankısı, yansıması vardır. o şiiri hayatımıza tuttuğumuzda bambaşka renkler yansır kristalinden. böyle şiirler biriktirdim hayatım boyunca. bir kenara koydum. farklı zamanlarımda, hayatımın farklı dönemlerinde okumak için.
şiir dünyamın ölümsüz dervişi, güzel bakışlı, güzel yüzlü şairi nazım hikmet’in böyle şiirleri var. bunlardan biri “masalların masalı”.
(more…)

Sorunuzu aşağıdaki kutuya yazın, Formspring.me’den cevap yazayım

BlogKüme