bana kalırsa ikinci yeni’nin üç asından (diğerleri cemal süreya ve turgut uyar’dır) en karmaşık ve en az anlaşılmış şairi edip cansever’dir. şimdi biliyorum yeri değil, bu yüzden detayına girmeyeceğim. fakat neden böyle dediğimi merak ediyorsanız bu şairimizin yaşam hikayesine bir bakın internetten. sonra da “ben ruhi bey nasılım” şiirini okuyun. bana hak vereceksiniz. (more…)HAYATIN PEK ÇOK acı gerçeğini deneyimlemeden bilemiyoruz. Dışarıdan bakanlar için bu yaşam deneyimleri küçük sıyrıklarla atlatılabilecek bir trafik kazası görünümünde olsa da, kişi için durum farklıdır. Bir arkadaşınızla buluşursunuz, birer fincan kahve ve kek sipariş edersiniz oturduğunuz kafede. Bir ortak arkadaştan söz açılır, nasıl iyi mi diye sorarsınız, “Bilmem, iyidir herhalde” sözü her şeyi anlatıyordur. İki insanın artık beraber olmadığını böyle soğuk kanlı bir cevapla aldığım zamanlar oldu. (more…)
Murathan Mugan’ın en güzel şiiri hangisidir diye bana sorulursa vereceğim cevap Diyalektik Mutsuzluklar olur. Bu şiir ilk olarak Murathan 95 kitabında yer almıştı. Sonralıkla, şairin “Doğduğum Yüzyıla Veda” adlı seçme şiirinlerden oluşan kitabında da yer aldı ve bu kitap Murathan’ın daha meşhur olduğu bir dönemde çıktığından epeyce tanındı.
90′ların başlarından bu yana Murathan Mungan okuyorum ve sanırım bu şiir kadar beni büsbütün etkileyebilmiş bir başka eseri yok. Her sözcüğü, her satırı, her dizesiyle buz gibi bir rüzgarın yüzü yakması gibi bir keskinlikte… Sanki bu şiir, soğuk iklimlerin şiiri. Ama ben bu şiiri en çok, bir Ağustos sıcağında okudum. Eskişehir treninde. Yemekli vagonun en boş masasında. Sayısız bira şişesinin iniş yaptığı uçak pisti gibi bir masada. Murathan 95′in saman sarısı sayfalarından birinde. Bira şişeleri, patates kızartması, camel sigarası ve Murathan 95…
Bazı şiirler, ilk okuyuşumuzda hayatımıza yayılacaklarını, ömrümüze bedelleneceklerini belli ederler. Bu şiir, daha ilk dizesinde ele veriyordu kendisini. “Bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı”…
Diyalektik mutsuzluklar sessiz bir içekapanıklıktan, munis bir kendibaşınalıktan, soğuk bir evden bahsediyor. Galiba sadece sarılmalarla ısınabilecek bir ev. Bir insana, bir kediye, bir kitaba sarılarak ısınabilir insan.
Biliyorum bulmak neredeyse imkansız, ama Murathan 95′i edinebilirseniz okuyun. Aslında bu kitap okunacak bir kitap değil. İçinde yaşanacak bir kitap. İnsanın sarılarak okuyabileceği bir kitap. Mısır Çarşısı’na benzetiyorum ben Murathan 95′i. Binlerce renk, binlerce koku, binlerce ses var içinde.
diyalektik mutsuzluklar
bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı
ellerinde rüzgârın taşınmaz çamurları var
köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan
inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar
gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras
almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu
biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz
ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi
terk edilmek korkusu
susarsın bir silahsızlanma akşamı
susarsın dudaklarında ıslıklar kanar
öpülmez dudakların ıslık yarası
mavzerdir dokunmalarım kirvem bilirsin
öpemem, öpersem tekmil bir aşiret tragedyası
hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin
sonra derler haklıdır sevdası
geç olur ki artık onarmaz rakılar
geç olur bir yaraya rakının dağılması
sen denize sırtını dönen uykusuz dağlı,
gemiler nerde (ki çoğu hüviyetidir melankolinin)
nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini)
barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm
nasıl taşıdım bunca yıl delirmiş saçlarında
o eski şark yelini
biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır
dokunmasam eşkıya uykusuzluğu çetin silahlar gibi.
Şubat 1979
şiirlerin çoğu kadınlar için yazılmıştır, tıpkı şarkıların çoğunun onlar için yazılmış olması gibi… bu şiir sohetimizde bir kadına, barbara’ya yazılmış şiiri okuyacağız. ünlü fransız şair jacques prevert’in 1946′da yayımlanan “paroles” adlı kitabında yer alan bir şiir… çok defa anlatılmış olan bir “ilk görüşte aşk” hikayesi olduğunu söyleyebiliriz.
hoş ve naif bir karşılaşmanın şiiridir barbara. chanson üstadı yves montand bu şiiri fevkalade güzel okuyor. muhakkak ondan dinleyin derim. şiiri okurken o sokakta olmayı çekiyor canım, o yağmur yağarken, o sundurmanın altında olmayı… (more…)
Ülkemizde, “Başkalarının Hayatı” (doğru çeviri “Ötekilerin Hayatı” şeklindedir) adıyla gösterilen “Das Leben der Anderen” adlı filmde geçen bir Bertolt Brecht şiirini paylaşmak istiyorum. Bu şiiri filmde işittiğimde müthiş bir sevinçle dolmuştum. Çünkü bende hatıraları olan, en sevdiğim Brecht şiirlerinden biridir. Bu filmde karşıma çıkması olağanüstü bir sürpriz oldu. (more…)
Ne zaman dara düşsem; hayattan, insanlardan, düşüncelerden, şehirlerden kaçasım gelse hızır gibi yetişir Turgut Uyar. Bir şiir tutuşturur elime, tertemiz bir nefes gibi.gök, bulut, su
senin bardağına koyduğum su
o suyun rengi başkadır
tut ki ığdır düzlerinde bir çadır
sivas yöresinden bir ölüm
ya da kaçak bir bitlis cigarası
çünkü o göğün ve bulutun
birlikte uykusudur
seni ilk haziranda görmüştüm
şapka giymemiştin çünkü yazdı
zaten hiç giymezdin belki de
kimin dünyayı görecek hali vardı oysa
sokaklar mavilik demetleri şunlar bunlar
şunlar bunlar diyorsam unutulmaz şeylerdi ha
örneğin çiçekti her şeyin ilk yarısı
ellerim ceplerime gitti durup dururken
yani herkesin aşk aşk dediği buysa
şarkı bile söyleyebilirdim bir tavanarasında
çocuk gözlerindeki şaşkınlığı tadarak
yani ancak günlerce koşarsam duyabilirdim
aramızda ne varsa
kıyıya bile inerdim anlıyor musun bir cuma günü
kıyıya inmeden hiç alışkın olmadan
bütün kurda kuşa börtü böceğe bir bir bakarak
şimdi senin bardağına koyduğum su var ya
bu suyun rengi başkadır
ben ne soğuk demirciyim ne terzi kalfası
ne marangoz ne bir gemi tayfası
istedim olamadım o başka
yani ne bulut ne gök ne çadır ve ölüm
ellerimin rengi biraz kırmızı da
galiba ondan