Babaanne evi: Bir rüyanın anatomisi
Amsterdam’da, kadim dostum Ufuk’un evindeyim. Evdeki lambalar kapalı. Dışarıdan gelen kısık akşamüstü ışığı, yarı örtülü perdelerin arasından sızarak içeri buyuruyor. Eski bir koltukta oturuyorum. Küçük sehpanın üstünde ne zaman oraya konduğunu bilmediğim bir fincan kahve var. Dumanı tütüyor, öyleyse içmeliyim.
Ufuk’a, “Eee nerede enstrümanların?” diye soruyorum. Gel diyor. Odalardan birinin kapısını açıyor. Kapı gıcırdıyor. Bu oda salondan da karanlık. Sanki başka bir eve açılıyor. Gözlerim ışığa alıştığında seçebiliyorum siluetleri. Ben çalgıları gözümle ararken, Ufuk elinde üç irice kitapla karşımda dikiliyor. Bir sırt çantasına koyup bana veriyor.
Çantayı alırken, biri ismimi söylüyor. Çok yaşlı bir kadın. Yere serilmiş yatakta yatıyor. Bana bakıyor ama sanki görmüyor. Uzun, beyaz, düz saçları ve karanlıkta parıldayan siyah gözleri sadece aklımda kaldı. Eğiliyorum, sonra oturuyorum yer yatağının yanına. Başımı yastığının yanına gömüp, saçlarını okşuyorum. “Erdal, sen çok iyi bir çocuksun” diyor. Ben ağlıyorum. Beyaz saçlarını okşuyorum, sanki ben de beyazlaşıyorum. Ellerim beyazlaşıyor, yüzüm beyazlaşıyor, kalbim, içim her şeyim beyazlaşıyor. Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. İçim temizleniyor.
Ben babaannemi hiç görmedim. Göremezdim, çünkü henüz babam çok küçükken hastalanıp ölmüş. Ve çok güzel. Bu gece, bu rüyada babaannemin evini ziyaret ettim. Onu hasta yatağında, ölmek üzereyken gördüm. Ona sarıldım, saçlarını okşadım, ellerini öptüm ve vedalaştım. Öldüğünde çok gençmiş. Ama bana yaşlı haliyle göründü. Belki benim onu ziyaret etmemi beklerken yaşlandı bu kadar.
Babaanneniz sağsa, arayın onu, hemen şimdi. Kırışan elleri ve kırılan sesiyle açsın telefonu. Biliyorsunuz, çok mutlu olacak. Ben babaannemi hiç görmemiştim. Bu gece gördüm. Çok mutlu oldum.


Yatakta sırtını dönmenin yüzlerce yolu vardır. Çoğu davet edicidir, bazılarıysa ruhsuz. Bir de yanılgıya pay bırakmayacak şekilde uzaklaşmayı ifade eden bir sırtını dönmeden söz edebiliriz. Böyle zamanlarda, sırt kemikleri zırh gibidir.
Ona dokunamazsınız, ulaşamazsınız. Bir kalenin surlarında dalgalanan kararlı bir bayrak gibidir. Çaresizliğin sesi çarpar kalenin duvarlarına. Kurşun kadar ağır, zırh kadar sert, kılıç kadar keskin.
İtalya’nın kuzeyinde, Bastiglia’da sabahın erken saatleri. Duman tüm ağırlığıyla çökmüş şehre. Hava eksilerde.
Kaldığım köhne otelin kapısından adımımı attığımda, sokaklarda tek bir otomobil ve insanın olmaması beni şaşırtmıyor. Beni şaşırtan, bu ölü şehirde ne aradığımı unutmuş olmam.
Hah, evet hatırladım! Sigara almak için otelden çıktım, küçük bir market bulacağım. Belki bir kafe denk gelir, oturup sıcak bir şeyler içer, varsa bir parça da kurabiye kemiririm.
Sonrasını, daha sonra düşünürüm.
İki sene önce, bir arkadaşımla Starbucks’ta buluşmak üzere sözleşmiştik. İşim tahminimden uzun sürdüğü için bir saat kadar geç kaldım. Uçağa yetişmek zorunda olduğu için beni daha fazla bekleyemedi. Mekana vardığımda, dışarıdaki boş bir masada, üzerinde onun ismi yazılı karton bardağı gördüm. Bardağın üzerinde, kurşun kalemle çizilmiş bir kalp ve bir uçak figürü vardı. İşinden ve sevgilisinden yeni ayrılmıştı. Birkaç hafta anca… Fırsattan istifade, bir anda bu kadar boşa çıkmışken bir süreliğine ülke değiştirmeye karar verdi. Gidiş o gidiş. Bugün aynı kafede otururken aklıma geldi. Son gönderdiği mektupta, dönmeyi düşünmediğini yazmıştı. Ben de, bir daha kahve bardaklarına desen çizme öyleyse diye azarladım.

Floransa’da, Dalleria Degli Uffizi resim müzesinde sergilenen Madonna Delle Arpie adlı tablo, bize gelecekten bahsediyor. Bir insanın geleceğinden. Bazıları ona, geleceğinin yazılmış olduğunu söylüyor. Aslında yalnız değil -elbette büyüyünceye kadar-.
Anneler, çocuklarından uzakta olsalar da, meleklerini görevlendirirler. Buna tüm içtenlikleriyle inanırlar. Meleklerin çocuğunu gözettiğini düşünürler.
Bir anne kadar, bir başka insanın hayatını kendi hayatı gibi yaşayan yoktur. Hayat çocuktur, gelecek ondan ibarettir. Kendisinden uzakta olsa bile, çocuğunu küçük meleklerin kolladığına inanır tüm kalbiyle.
Resim: Andrea del Sarto / Madonna Delle Arpie 1517